|
|
Atasözlerimiz
|
Acem yapması (yapıncası) gürcü papağı, tencere yuvarlandı buldu kapağı [Acem yapmasi (yapincasi) Gürci papaği, tencere yuvarlandi buldi qapaği]. acı acıyı, su sancıyı bastırır [aci aciyi ~ sanciyi basţurur]. aç ayı oynamaz [ac avi ~]. aç gez tok sallan [ac ~ toh ~]. aç gözün açarlar (açtırırlar) gözün [~ gözun, ~ (açţururlar) gözun]. aç ile çıplak kudurgan olur [ acinan çiµlah qudurğan ~ ]. aç itin menzili olmaz [ac itın ~ ~]. aç katık, uyku yastık istemez [ac qatuh, yuhı yasţţuh isţamaz]. aç olan neyler katığı, uykusu olan neyler yastığı [ac ~ neylär qatuği, yuhusi gälän neylär yasţuği]. aç tavuk rüyasında darı görür [ac tavuh rüyasında ţarı görur]. açı oynatma, toku tepretme [aci ~, tohi tepratma]. açın amanı tokun imanı olmaz [acın amani, tohun imâni olmaz]. açın mezarını kimse görmemiş(tir) [acın mezerini kimsä görmamiş(ţur)]. açtırma kutuyu, söyletme kötüyü [açţurma qutiyi, söylätma kötiyi] adamın adam olsun da konacağı yer çalı (çam) dibi olsun [~ ~ ~ ~ qonacaği ~ çali (çam) ~ ~ ]. adamın ahmağı pehlivan, atın ahmağı rehvan olurmuş [adamın ahmaği ~, ~ ahmaği ~ olurmiş]. adamın karnına vurmuşlar [vay arkam[ demiş [~ qarnına vurmişlär [vay arham[ demiş. adın çıkacağına canın çıksın (daha iyidir) [~ çıhacağına, ~ çıhsın (daha eydur)]. adın nedir? -Reşit. Sen söyle sen işit [~ nadur? -~ . Sän söylä sän eşit]. ağa diye diye maldan, yiğit diye diye candan ederler [~ diyä diyä ~, igit diyä diyä ~ edärlar]. ağacın dallısı, adamın kıllısı (iyidir) [~ ţallısi, ~ qıllısi (eydur)]. ağacın meyvesi kendine benzer [~ meyväsi gendına benzär]. ağaç ağaca çatılarak bina yapılır [~ ~ ~ ~ yapılur]. ağır basınca yünül kalkar [~ ~ yüngül qalhar]. ağır baş sallanmaz [~ ~ ~]. ağır otur ki batman gelesin. [~ ~ ~ ~ gälasın]. ağlama ağlamayı getirir [~ ~ gäturur]. ağlamayan cocuğa meme vermezler [ağlamiyan ~ ~ vermäzlar] ağlayanın malı gülene kalmaz [~ mali güläna qalmaz]. ağrımayan dişe kerpeten atılmaz (vurulmaz) [ağırmiyän dişä kelpet ~ (~)]. ağzı açığın malını gözü açık kapar (yer) [ağzi açuğun malıni gözi açuh qapar (yer)]. ah yerde kalmaz, bağıra bağıra da gelmez [~ yerdä qalmaz, ~ ~ ~ gälmaz]. ak göt ila kara göt geçitte (köprüde) belli olur[ah götinän qara ~ geçittä (köpridä) belli ~]. ak mal kara gün içindir [ağ ~ ~ ~ içündur]. akacak kan damarda durmaz. akıl akıldanüstündür arşa varana kadar [aqıl aqıldanüstundur ~ ~ qadar]. akıllı adam acığını kendinden alır [aqılli ~ acığıni gendındän alur]. akıllı hırsız ev sahibini suçlu çıkarır [aqılli hırhız ev sahabıni suçli çıharur]. akıllı olsun da düşmanın olsun [aqılli ~ ~ ~ ~]. akıllı sayı sayana kadar deli köprüyü geçer [aqılli säyi ~ qadar ~ köpriyi geçär] akılsız başın cezasını sefil ayaklar çeker [aqılsız ~ cezasıni ~ ayahlar çekär]. akılsızın parası her zaman akıllının cebindedir [aqılsızın parasi ~ ~ aqıllının cepındadur]. aklın varsa başına, urvan varsa aşına ver [aqlın varisä başan, ~ varisä aşan ~]. aklın varsa neylersin varı, aklın yoka neylersin varı [aqlın varisä neylärsın vari, aqlın yoğisa neylärsın vari]. akşam güneşi güzele, sabah güneşi çişliye vurur [ahşam ~ güzelä, sabah ~ çişliyä ~]. akşam yağar eve git, sabah yağar işa git [ahşam ~ evä get, sabah ~ işä get]. akşamın hayrından sabahın şerri daha iyidir [ahşamın hayrından sabağın şari ~ eydur]. akşamın işini sabaha bırakma! [ ahşamın işıni sabağa birahma]. al kapıda, sat kapıda, işin yoksa yat kapıda [~ qapida, sat qapida, işın yoğisä yat qapida]. alanla satan, güzelle yatan bilir [ alaninan ~ bilur, gözälinän ~ bilur]. alışık götün tevbesi olmaz [alişuh götün tobasi olmaz]. alışmış kudurmuştan beterdir [alişmiş, qudurmişţan betardur]. Allah dağına göre rüzgâr verir [~ ţağına görä rüzger verúr]. Allah verince [kimin oğlusun[ diye sormaz [~ ~ [kimın oğlisın[ diyä ~]. Allah verirse ‚çakolta'nın başında da verir [~ verursa ~ ~ ~ verur]. Allah'ın işine kimse karışamaz [~ işına kimsä qarişamaz]. Allah'ın sakladığını kimse saklayamaz [ ~ sahladuğuni kimsä sahliyamaz]. Allah, bir kapıyı kapatırsa ötekini açar [ ~ ~ qapiyi qapadursa, öbúrúni ~ ]. Allah, kardeş(ler)i bir yaratmış, kesesini (rızkını) ayrı [~ qardeş(lar)i ~ yaratmiş, kesäsıni (rızqıni) ayri]. alma karının dulunu, peşine gelir kulunu, senden yer senden içer, özüne saklar pulunu [~ qarının ţuluni, peşına gälur quluni, sandan yer sandan içär, özünä sahlar puluni] alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste [~ ~ ahıni, çıhar ~ ~]. alma yetimin ahını, sonra çekersin kasavetini [~ yetimın ~, sora çekärsın qasavetıni]. altı ay tavşan derisi dayanır [alti ~ ţavşan derisi ţayanur]. altın leğenin kan kusana bir faydası yoktur [altun legenin qan qusana ~ faydasi yohtur]. an beni bir koz ile o da çürük çıksın [~ ~ ~ qozinan ~ ~ ~ çıhsın]. ana var imân bulacak, ana var yılan vuracak [~ ~ ~ bulacah, ~ ~ yilan vuracah]. anam olsun ağzı olmasın, babam olsun eve gelmesin [~ ~ ağzi ~, ~ ~ evä gälmasın]. ananın kötü kızı, kaynananın iyi gelini olmaz [ ~ köti qızi, qaynananın ey ~ ~]. anasına bak kızını, kenarına bak bezini (al)[ ~ bah qızıni, kenerına bah bezıni (~)]. apalağa şapalak, kel başa şimşir tarak (yakışır) [aµalağa şaµalah, ~ ~ ~ ţarah (yaqışur)]. ar eden kâr edemez [~ edän ~ edamaz]. arandığın yere erinme, aranmadığın yere yorulma [aranduğun yerä erinmä, aranmaduğun yerä ~ ]. arazi eve yakın, at yere yakın, avrat ere yakın olmalı [~ evä yahın, ~ yerä yahın, ~ erä yahın olmali]. arlı arından, arsız neyinden utanır [arli ~, ~ nayından utanur]. armudu soy ye, elmayı say ye [armudi ~ ~, almayi ~ ~]. arsız neden arlanır, bok da giyse sallanır [~ nädan arlanur, poh ~ geysä sallanur]. arsızın yüzüne tükürmüşler, Nisan yağmuru yağıyor, demiş [~ yüzünä tükürmişlär, - yağmuri yağiyer, ] asil azmaz, bal(tuz] kokmaz, kokarsa yağ kokar, çünkü aslı ayrandır [~ ~, pal kohmaz, koharsa ~ kohar, şünki asli ayrandur]. aslını yitiren asılsızdır (haramğzededir) [aslıni yituran asılsızdur (~-zededur]. aş buldun yanaş, iş buldun savuş [~ ~ ~, ~ ~ ~]. at alırsan arlıdan, kız alırsan carlıdan al [~ alursan arlidan, qız alursan carlidan ~]. at binicisine göre kişner [~ binicisinä görä kişnär]. at ile eşek tepişir (boğuşur) arada sıpa ezilir [atinän eşşek tepişur (boğuşur) ~ ~ ezulur]. at kazığı koparır kendi götüne batırır [~ qazuği qoparur ~ götünä baturur]. at öleceği zaman kişnermiş [~ öläcaği ~ kişnärmiş]. at(ım) at olana kadar, yiğitim mat olur [~ ~ ~ qadar, igidım ~ ~]. ata binmesi bir ayıp, inmesi iki [~ binmäsi ~ ayip, enmäsi ~ ] ateş düştüğü yeri yakar [ ~ düşţuği ~ yahar]. ateş, yanacak oduna konar [~, yanacah ~ qonar]. ateşle oyun olmaz [ateşinän ~ ~]. atın aksağı da eşekten yeğin olur [~ ahsaği ~ eşşekdän yegin ~]. atın iyisi alayda, kabın iyisi kalayda belli olur [~ eyisi ~, qabın eyisi qalayda ~ ~]. atın kazancı eşeğindir [~ qazanci eşşegindur]. atın küçük başlısı, karının uzun saçlısı (iyidir) [ ~ ~ başlısi, qarının ~ saçlısi (eydur)]. atın ölümü arpadan olsun [~ ölümi ~ ~]. atla eşeği ayıran semerdir [atinän eşşegi ~ semerdur]. atta karın yigitte burun [~ qarın, igitdä ~]. attan düşen yorgan döşek, eşekden düşen kazma kürek(lik olur) [~ düşän yorğan ~, eşşekdän düşän qazma ~(luh ~)]. avanesi olanın bir gözü açık gerek [~ ~ ~ gözi açuh ~]. avcının avı gelince, tazının sıçacağı gelir [~ avi gälınca, ~ siçacaği gälur]. ayı ne bilir ki hurma ne tattadır [ avi na bilür ki ~ ~ na ţaddadur]. ayıdan kork kork, bokundan da mı kork [avidän qorh qorh, pohundan da mi qorh]. ayıdan post, Moskof'tan dost olmaz [avidan ~, Mosqov'dan ~ ~]. ayının kırk oyunu bir pantanın başınadır [avının qırh oyuni bir panţanın başınadur]. ayıya demişler [kalk oyna[, kalkmış bir adam boğmuş oturmuş [aviyä demişlär [kalh ~ [, kalhmiş ~ ~ boğmiş oturmiş[]. aynan yoksa komşuna bak [[ ~ yoğisa komşiya bah],(baad]]. ayran bulamaz içmeye, kürk (at) ile gider sıçmaya [~ ~ içmäya, kürk (at)inän gedär siçmaya]. az şeyden çok şey çıkar [~ şeydän çoh ~ çıhar]. az tamah çok ziyan getirir [ ~ ţamah ~ ~ gäturur]. az veren candan, çok veren maldan verir [~ verän ~, çoh verän ~ verur]. aza erinen çoğa yorulur [~ erinän ~ ~]. azan kuş ya belasını bulur ya Mevlasını [~ quş ~ belasıni ~, ~ Mevlasıni]. azan kuşun ömrü az olur [~ quşun ömri ~ ~]. azdan az olur, çoktan çok [ ~ ~ ~ , çohtan çoh]. azı bilmeyen çoğu hiç bilmez [azi bilmiyän çoği heç bilmäz]. azıcık aşım, kavgasız başım [azıcıh ~ qavğasız ~]. Azrail'in danasını kurt kapmaz [Ezrayil'ın ţanasıni qurt qapmaz]. bacanak bacanağı suya aşağı verir yukarı arar [ bacanah bacanaği ~ aşşaği verur yohari arar]. bahşiş atın dişine bakılmaz [ ~ ~ dişına bahılmaz]. bakmakla usta olunsaydı itler kasap olurdu [bahmaynan ~ olunaydi itlär qasap olurdi]. baktın deli, dön geri [bahţın deli, ~ ~] baltada varsa sapta da var [ ~ varisä sapında da var]. baltasız ağaç yoktur [~ ~ yohdur]. başa gülmek adam öldürmez [~ gülmäh ~ öldürmaz]. bayram kemiği ile it tavlanmaz [~ gemüginän ~ ~]. bedava sirke baldan tatlıdır [ bedihava sirkä µaldan ţatlıdur]. ben diyorum hadimim, sen diyorsun çoluk çocuktan ne haber [~ diyerim hadimım, sän diyersın çoluh - çocuhdan nä habar]. ben eşek olduktan sonra sırtıma semer vuran çok olur [~ eşşek olduhdan sora ~ ~ ~ çoh ~]. benim kalbimde sanem ila sedef, senin kalbinde camuş ile gedek [benım qalbımda seneminän ~ sänın qalbında camuşiän ~]. beyazın adı, karanın tadı (var) [bayazın adi, qaranın ţadi]. bina binaüstüne kurulur, aile aile üstüne kurulmaz [~ ~üsdünä qurulur, ayile ayile üsdünä qurulmaz]. binicinin sağı solu olmaz [ ~ saği soli ~]. bir ağaç yıkıldımı baltalı da ona seğirtir, baltasız da [ ~ ~ yıhıldimi baltali da ~ segirdur, ~]. bir ayak evvel bin ayak evvel(dir) [~ ayah ~ ~ ayah ~(dur)]. bir elmaya kırk kişi taş atar, kim düşürürse o yer [~ almaya qırh ~ ţaş ~, ~ düşürürsä ~ ~ ]. bir hatır, iki hatır üçüncüsü vur yatır [~ ~, ~ ~,üçüncüsi ~ yatur]. bir kısrak yedi yılda iyi bir kulun getirir [~ qısrah ~ ~ ey ~ qulun gäturur]. bir kötünün yedi köye şerri dokunur [~ kötünnun ~ köyä şari tohunur]. bir köye bir deli yeter [~ köyä ~ ~ yetär]. bir musibet bin nasihattan iyidir [~ nüsibet ~ ~ eydür]. bir topal bit (bile) yedi yatağı dolaşır [~ ~ ~ (bilä) ~ yataği ţolaşur]. bir uyuzlu dana bir nahırı batırır [~ uyuzli ţana ~ nahıri baturur]. biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar [ ~ ~ ~ bahar, ~ ~ ~]. boğayı böğürten taşağıdır [ buğayi bögürdän taşşağidur]. bok yiyen kuş nıkartından bellidir [poh yiyan quşun niqardından bellidur]. bokuna göre bostan ek [ pohuna görä ~ ~ ]. boş itin menzili olmaz [~ itın ~ ~]. boş laf karın doyurmaz [~ ~ qarın ţoyurmaz]. boş torbaya at gelmez [ ~ ~ ~ gälmaz]. boşboğazı fırına atmışlar, odun yaş da yanmıyorum, demiş [boşboğozi furuna atmişlär, ~ ~ ~ yanmiyerim, ~]. boynuz kulağı geçer [buynuz qulaği geçär]. bu oğluma, bu kızıma, kalmadı boğazıma [~ ~, ~ qızıma, qalmadi boğozuma]. bugünün yarını da vardır [bögünün yarıni da vardur]. buğday ekmeğin yoksa, tatlı dilin olsun [~ etmegin yoğısa, ţatlı dilın olsun]. bulanık suda balık tutulmaz [ ~ ~ paluh ţutulmaz]. bulut gider Ahıska'ya sen gir paskaya, bulut gider Muş'a sen git işe [~ gedär Ahısha'ya sän ~ pashaya, ~ gedär ~ sän get işä]. burun yüzden ayrılmaz [~ yüzdän ~]. bülbülün çektiği dilinin belasıdır [~ çekduği dilinın belasidur]. büyüğün sözünü dinlemeyenülüyeülüye kalır [ böyügun sozuni ţutmiyänüliyäüliyä qalur]. büyük başın büyük derdi olur [böyük ~ böyük ~ ~]. büyük dağın büyük rüzgârı olur [böyük ţağın böyük rüzgeri ~]. büyük öküz ölmeden yeri belli olmaz [böyük ~ ölmadan ~ ~ ~]. can boğazdan geçer [~ boğozdan geçär]. can çıkmadan huy çıkmaz [ ~ çıhmadan ~ çıhmaz]. can yanmayınca gözden yaş gelmez [ ~ yanmayincä gözdän ~ gälmaz]. canım cennet istiyor ama günahlarım koyvermiyor [~ ~ isdiyer ~ ~ qoyermiyer]. cuma bozar, pazar düzer, pazar bozar, cuma düzer [~ ~, ~ düzär, ~ ~, ~ düzär]. cücükleri güzün sayarlar [cücükläri güzun ~]. çakalın eniği kurt olmaz [çaqalın enügi qurt ~]. çatal kazık yere batmaz [~ qazuh yerä ~]. çifçinin akılsızı bostancı, talebenin akılsızı destancı olur [çiftçinın aqılsızi bostanci, telebenın aqılsızi destanci ~]. çift, çubuk, koyun; geri yanı oyun [~, çubuh, qoyun; ~ yani ~]. çingeneye bir verirsin iki ister, yatmaya da yer ister [çingän'a ~ verursun ~ isţär, ~ ~ ~ isţar]. çingeneyi padişah etmişler ileri babasını asmış [çingänayi ~ etmişlär iräli babasıni asmiş]. çirkin ile bal yeme, güzel ile taş taşı [ çirkininän pal ~ yemä, güzelinän ~ taşi]. çirkinde dert bela, güzelde yâr cefa eksik olmaz [çirkindä ~ ~ , güzeldä yâr cefa esgük ~]. çocuk olan evde gıybet olmaz [çocuh ~ evdä qıybet olmaz]. çok dostu olanın hiç dostu yoktur [çoh dosdi ~ heç dosdi yohdur]. çok söyleme arsız, aç bırakma hırsız olur [çox söyläma ~, ac biräxma xırxız ~] çönkürmesini bilmeyen it davara kurt getirir [çönkürmäsıni bilmiyän ~ ţavara qurt gäturur]. çubuğun iyisi öküzün arkasında belli olur [~ eyisi ~ arhasında ~ ~]. çuvaldıza yumrak vurulmaz [çuvalduza yumruh ~]. çürük yumurtadan çuçul çıkmaz [ ~ ~ ~ çıhmaz]. dağ başında dur delik önünde durma. [ ţağ ~ ~ delük ögündä ~]. dağ deyip dangırdama, dağın da kulağı var [ţağ deyıp ~, ţağın da qulaği ~]. dağda öküz, düğünde kız saraflanmaz [ţağda ~, ~ dügündä qız ~]. dam, direküstünde durur [ţam, ~üstündä ~]. dana boku sıva tutmaz [ţana pohi ~ ţutmaz]. davetsiz gelen mindersiz oturur [davatsız gälan mindärsız ~]. davulun sesi sonradan çıkar [~ ~ soradan çıhar]. değirmene giden buğday öğütür, gitmeyen nöbet sorar [degirmäna gedän ~ügüdür, getmiyän ~ ~]. değme akıl, akıl olmaz [degmä aqıl, aqıl olmaz]. deh demeden yüzen gülerse avrat gir oyna çık oyna; deli deliyi görünce değneyi kapının arkasına koyar [ ~ ~ görüncä degenegıni qapının arhasına qoyar]. deli gezegen, dertli söylegen olur [ ~ gezegän, ~ söylägän ~]. deli pazarı bok pazarı(dır) [~ bazari poh bazari(dur)]. deli söyler düz söyler [~ söylär, ~ söylär]. deliye öğüt veren çok olur [deliyä ögüt verän çoh ~]. deliye ver öğüdü, almaza ver tızığı [deliyä ~ ögüdi, almasa ~ ţızıği] dert bir olsa ağlamaya ne gerek [~ ~ ~ ~ nä ~]. dil arkadan öter [~ arhadan ötär]. dil kısa iken dost, uzayınca düşman olur [~ qısayikän ~, uzayincä ~ ~]. dilin kemiği yok, öyle de söyler böyle de [dilın gemügi yoh, elâ da söylär belâ da]. diş kiri karın doyurmaz [~ ~ qarın ţoyurmaz]. dişin ağırır dilin kes, gözün ağırır elin kes [dişın ağırur dilın ~, gözun ağırur elın ~]. dişleyecek it dişini göstermez. [ dişliyäcah ~ dişıni gösdärmaz]. doğan ay doğuşundan bellidir [ţoğan ~ ţoğuşundan bellidur]. doğdu, boğmak olmaz [ţoğdi, boğmah ~]. doğmadan don biçilmez [ ţoğmazdan ţon biçılmaz]. dolu değdiği yeri döver [ţoli degdügi yeri dögär]. doludan dövülmüşüm, yağmurdan niye kaçayım [ţolidän dögülmişım ~ näya qaçäm]. domuz bitini tırnağına koyarsın tepene çıkar [donğuz bitıni ţırnağan qoyarsın tepeyän çıhar]. dost ile ye iç ama alış-veriş etme [dosdinän ~ ~ ~ ~-~ etmä]. dostlukla pazar dostluğu bozar [dostluğinän bazar, dostluği ~]. dostun attığı taş baş yarmaz [ dosdun atduği ţaş ~ ~ ]. dostun dost olduğu zaman, düşmanın gözü kör olur [dosdun ~ olduği zaman ~ gözi ~ ~]. dostun sertliğinden korkma, düşmanın yaltaklanmasından kork [dosdun sertluğundan qorhma, ~ yaltahlanmasından qorh]. dul karı sabunuyla yıkanılmaz [ţul qari sabuniynän yıhanılmaz]. dul karının art eteği ön eteğine düşmandır [ţul qarının ~ etegi ög eteginä düşmandur]. dünya kadar malın olacağına horoz kadar erin olsun [~ qadar ~ ~ ~ qadar erın ~]. dünya kadar malın olacağına zerre kadar talihin olsun [~ qadar ~ ~ ~ ~ talahın ~]. düşmüş (düşük) ağaca balta vuran çok olur [düşmiş (~) ~ ~ ~ çoh ~]. eğrinin dünyada yeri yoktur [ egrının ~ ~ yohdur]. ekmeden biçilmez [ekmädan biçılmaz]. ekmeği evden al, arkadaşı yoldan [etmegi evdän ~, arhadeşi ~]. ekmeğini yediğin ocağın çanağına tükürülmez [ekmegıni yeduğun ~ ~ tükrülmäz]. ekmek boğaza kalırsa su, su kalırsa kefen yetişir [etmek boğozan qalursa ~, ~ qalursa ~ yetişür]. el ağzı çuval ağzı değil [~ ağzi ~ ağzi degil]. el atına binen çabuk iner [ el ~ binän çabuh enär]. el elin ölüsüne güle güle ağlar [~ elın ölüsünä gülä gülä ~]. el eliyle diken yolma, hayıf olur dikene [~ eliynän tikän ~, ~ ~ tikänä]. el için yanma nara yak çubuğun keyfin ara [~ içün ~ ~ yah ~ keyfın ~]. el öğüt verir ama yoğurt vermez [~ ögüt verur ~ ~ vermäz]. el öpmekle ağız murdar olmaz [ el öpmäyinän ~ ~ ~]. el seyirden doymaz [~ seyirdän ţoymaz]. elden gelen her öğün olmaz, o da vaktinde bulunmaz [ eldän gälän ~ ~ ~, ~ ~ vahdında ~]. eli bağlı olanı kim olsa döver [~ bağli olani ~ ~ dögär]. elin yumruğunu görmeyen kendi yumruğunu değirmen taşı sanır [~ yumruğuni görmiyän gendi yumruğuni degirmän ţaşi zanar]. elinde yoksa dilinde olsun [ elında yoğisä dilindä ~]. elinden çivi çakmak gelmez, başkasına ustalık öğretir [elindän çivi çahmah gälmäz, başhasına ustaluh ögrädur]. elinle verip ayağınla alma [ elinän verıp ayağinän ~]. ellerin yağı, balı; ananın kuru eli [ellärın yaği, pali; ~ quri eli]. elti eltiye küser, kaynana araya girer [ ~ eltiyä küsär, qaynana ~ girär]. elti eltiye mevlit okumaz.[ ~ eltiyä mevlüt ohumaz]. emanet ata binen çabuk iner [amanat ~ binän çabuh enar]. emaneti kurt saklar [amanati qurt sahlar]. [eniği kurak havada okşama, yağmurlu havada üstünü çamurlatır [enügi qurah havada ohşama yağmurli havada üsdüni çamurladur]. enişte daldası geven daldası(dır) [ enişţä ţaldasi geven ţaldasi(dur)]. erkek at adamın kocasıdır [ ~ ~ ~ kocasidur]. erken evlenen ila erken ayrılan yanılmamış [~ evlänäninän ~ ayrilän yanğılmamiş]. erken kalkan yanılmaz [~ qahan yahğılmaz]. Ermeninin yeğini Kürdün haçına söver [Ermäninın yegıni Kürdun haçına sögär]. eski pamuk bez olmaz, eski düşman dost olmaz [~ pambuh ~ ~, ~ ~ ~ ~]. eşeğe binmesi bir ayıp, inmesi iki [eşşegä binmäsi ~ ayip, enmäsi ~ ayip]. eşeğe eher yakışmaz [eşşegâ ~ yaqışmaz]. eşeğe Kürt demişlerüç gün ot yememiş [eşşgä ~ demişlär ~ ~ ~ yemämiş]. eşeği Hod'a yollamışlar, gitmiş gelmiş yine eşek [eşşegi ~ yollamişlar, getmiş gälmiş genä eşşek]. eşeği süren osuruğuna dayanur [eşşegi sürân ~ ţayanur]. eşeğin kazandığı atındır[eşşegin kazanduği atındur]. eşek bile bir düştüğü yere bir daha düşmez [eşşek bilâ bir düşţuği yerâ ~ ~ düşmâz]. eşek tavlanmakla eti yenilmez [eşşek tavlanmayinân ~ yeyilmâz]. eşsiz avrat yularsız at (gibidir) [~ ~ yuralsız ~ (gibidur)]. et ile tırnak arasına girilmez [~ ilâ ţırnah arasına girilmâz]. et kemiksiz olmaz [~ gemüksuz ~]. et tırnaktan ayrılmaz [~ ţırnahţan ~]. ev danası öküz olmaz [~ ţanasi ~ ~]. ev yıkanın evi olmaz [ ~ yıhanın ~ ~]. eve gelince yüzen gülerse avrat gir oyna çık oyna [~ demädan yüzän gülärsa ~ ~ ~ çıh ~; evä gälınca yüzän gülärsa ~ ~ ~ çıh ~]. eve lazım olan camiye haramdır [evâ ~ ~ camiyâ haramdur]. fakirin yakasını kırma da kafasını kır [faqırın yahasıni qırma ~ qafasıni qır]. fukaranın "gelecek sene"si olmasa hali yamandır [fuqaranın "gâalacah ~"si ~ ~ yamandur]. fukaranın malı da fukara olur [fuqaranın mali ~ fuqara ~]. fukaraya "kimden aldın", zengine "hayırlı olsun" derler [ fuqaraya "kimdân ~" zenginâ "heyirli ~" derlâar]. fukaraya taş yokuşta rastlar [fuqaraya ţaş yoquşţa raslar]. garip itin kuyruğu döşünde olur [qarip itın quyruği döşünde olur]. gâvurun ekmeğini yiyen gâvurun kılıcını sallar [~ etmegıni yiyân ~ qılıcıni çekâr]. geç gelen kesesinden yer [ ~ gâlan kesâsından ~]. geçen arabanın gölgesi durmaz [geçân ~ kölgâsi ~]. geçmez akçe, kötü mal sahibinindir [geçmâz ahçâ, köti ~ sahibınundur]. gelin ata biner "ya kısmet" der [~ ~ binâr "~ qısmet" der]. gelin gelin olmaz, biraz da ev gelin olur [~ ~ ~, ~ ~ ~ ~ ~]. gelin kaynana toprağından yaratılmıştır [~ qaynana ~ yaradılmişţur]. gelin kötü çıkarsa anası, damat kötü çıkarsa babası suçlanır [~ köti çıharsa anasi, ~ köti çıharsa babasi suçlanur]. gelin minder getirir kendi oturur [~ mindâr gâturur gendi ~]. gizli öğür alan aşikâr doğurur [ ~ ögür ~ ~ ţoğurur]. göçmenin rızkı çok, ömrü az olur [göçmânin rızqı çoh, ömri ~ ~]. göl yatağından su eksük olmaz [~ ~ ~ esgük ~]. gönül oka da konar boka da [~ oha ~ qonar paha ~]. gönül umduğundan küser [ ~ ~ küsâr]. gönülsüz it sürü beklemez [ ~ ~ süri beklâmaz]. göz gördüğünden kira ister [~ görduğundan ~ isţâr]. gözü aç olanın karnı da doymaz [gözi ac ~ qarni ~ ţoymaz]. gözün kim oydu? -ciğer. -onun için derin oymuş [gözún ~ oydi? -ciger. -oniçún der'n oymiş] gözünü kim oydu? -Ciğer. -Onun için derin oymuş [-gözün ~ oydi? -Ciğer. -Oniçün derın oymiş]. gün battı, gâvur yattı [~ batti, ~ yatti]. gün çarığı, çarık da ayağı sıkar [~ çaruği, çaruh ~ ayaği sıhar]. güvenme dostuna, saman doldurur postuna [ güvânma dosţan ~ ţoldurur postan]. hancı tavuğunun gözü, yolcu bokunda olur [hanci ~ gözi yolçi pohunda olur]. haramın binası olmaz [~ binasi ~]. harmana giren posruk dirgene dayanır [ ~ girân posruh dirgâna ţayanur]. hatıra bakan göte bakar [ ~ bahan götâ bahar]. hava akşam kızarur zaman, sabah kızarur hemen yağar [~ ahşam kızarur zaman, ~ qızarur haman ~]. havada bulut oynar vay sarının başına, haruda un tükenir vay karının başına [ ~ ~ ~ ~ sarının ~, haroda ~ tükânur ~ qarının ~]. havanın ayazına karının beyazına güven olmaz [~ ~, qarının bayazına güvân ~] haydan gelen huya gider [~ gâlân ~ gedâr]. her adamın altında at oynamaz [~ ~ ~ ~ ~]. her ağaçtan düdük olmaz, al haberi zurnadan [~ ağaçţan ~ ~, ~ habari ~]. her ağaçtan ok olmaz [~ ağaçţan oh ~]. her bolluğun bir darlığı, her darlığın bir bolluğu vardır [~ bolluğun bir ţarluği, ~ ţarluğun ~ bolluği vardur]. her horoz kendi çöplüğünde öter [~ ~ ~ çöpluğunda ötâr]. her madrabaz bir alığın sırtından geçinir [~ ~ ~ aluğun ~ geçunur]. her öküz bir çubukla sürülmez [~ öküz bir çubuhla sürülmâz]. her ummayanın bir feli vardır [~ ummiyânın â â vardur]. her yerde okka dört yüz dirhemdir [~ yerdâ hoqqa ~ ~ dirhemdur]. her yüze güleni dost sanma [~ yüzâ gülâni ~ zanma]. her zaman keşiş kete yemez [~ ~ ~ ~ yemâz]. herkes kendi kantarında ağırdır [~ ~ qantarında ağırdur]. herkes sakız çiğner ama Kürt kızı mezakını çıkarır [herkes ~ çeynâr ama, ~ qızi mezaqıni çıharur]. hers çıktığında göz kararır, hers indiğinde yüz kararır [~ çıhţuğunda ~ qararur, ~ enduğunda ~ qararur]. hers ile kalkan zarar ile oturur [hersinân kalhan zararinân ~]. herşey incelikten insan kabalıktan kırılır [~ incâluhţan ~ qabaluhţan qırılur]. heybe zamanında torba, torba zamanında heybe al [hegbâ ~ ~, ~ ~ hegbâ ~]. hırlamanın ölüma faydasi yohtur [~ ölümâ bir faydası yohţur]. hırsız evden olursa, öküz bacadan çıhar [hırhız evdân olursa, öküz bacadan bilä çıhar]. hile ile om(ul)sa, sıçan omar [hileynän ~, ~ ~ onsa siçân ~]. hocanın okumuş olduğunu herkes bilir [~ ohumiş olduğuni ~ bilür]. horozu çok olan köyün sabahı çabuk olur [~ çoh ~ ~ sabaği çabuh ~]. huyunu bilmediğin atın arkasından geçme [~ bilmâduğun ~ arhasından geçmâ]. ırgat parasız pulsuz olur da yemesiz içmesiz olmaz [ırğat ~ ~ ~ ~ yemâsız içmâsız ~]. iki (çift) yatanüç kalkar [~ (~) ~ qalhar]. iki el bir baş içindir [~ ~ ~ ~ içündur]. iki er bir kervan, iki karı bir divan(dır) [ ~ ~ ~ ~, ~ qari ~ ~(dur)]. iki su bir ekmek yerine geçer [iki su bir etmek yerinâ geçâr]. iki yatanüç olur [~ ~ ~ ~] iki yere bakan şaşı bakar [~ yerâ bahan şaş bahar]. ince kalın birimiş, hayıf ömrüm çürümiş [~ qalın ~, ~ ~ çürümiş]. insan var yorgun yatar dinç kalkar, insan var dinç yatar yorğun kalkar [~ yorğun ~ qalhar, ~ yorğun qalhar]. insan yitiğini anasının koynunda bile arar [ ~ yituğuni ~ qoynunda bilâ arar]. insanı dili hem paşa yapar hem poşa [insani ~ ham ~ ~ ham ~]. insanın ekmeği evden, arkadaşı köyden olmalı [~ etmegi evdân, arhadeşi köydân olmali]. insanın neresi ağrıyorsa, canı oradadır [ ~ nerâsi ağıriyersâ cani oradadur] insanın yere bakanından, suyun yavaş akanından (kork) [~ yerâ bahanından, ~ ~ ahanından qorh]. insanoğlu çiğ süt emmiştir [~ çig süd emmişţur]. ip inceldiği yerden kopar [~ incâlduği yerdân qopar]. iş başa düştümü tuman topuğa düşer [~ ~ düşdimi ~ ~ düşâr]. işini bilmeyen çavuşlar, döner bokunu avuçlar [~ bilmiyân ~, donar pohuni ~]. işkilli göt cıngıldar [işqilli ~ ~]. işkilli göze çöp düşer [ işqilli gözâ ~ düşâr]. it itin ayağına basmaz [~ itın ~ ~]. ite bulaşacağına çalıyı dolaş [itâ ~ çaliyi ţolaş]. iti anarsan değneyi kapı arkasına koy [~ ~ degenegi qapının arhasına qoy]. itin canı azapta gerek. [itın cani azapţa ~]. itin hatırı yoksa sahibinin hatırı var [itın hatıri yoğisâ, sahabının hatıri ~]. itin ölümü yaklaştımı gider cami kapısında işer [itın ~ yahlaşdimi gedâr ~ qapısına işâr]. itin ulumasıyla gökten lavaş yağmaz [itınülümâsiynân gögdân ~ yağmaz]. itten kuzu doğmaz [ittân quzi ţoğmaz]. iyiliğe iyilik her adamın kârıdır, kötülüğe iyilik er adamın kârıdır [eylügâ eylük ~ ~ kâridur, kütiluğa eylük ~ ~ kâridur]. iyilik yitmez [eylük yitmâz]. kadın beşik dibinde belli olur [~ ~ dibindâ ~ ~]. kadın var arpa unundan aş yapar, kadın var buğday ununu kâş yapar [~ ~ ~ , ~ ~ buğda ununi kâş ~]. kadını eri peyniri deri saklar [ ~ ~ peyniri deri sahlar]. kalan işe kar yağar [qalan işâ qar ~]. kaldıramayacağın taşın altına girme [qaldıramiyâcağın ţaşın ~ girmâ]. kalleş ile bostan ekenin hıyarı eğri biter [qalleşinân bosţan ekânn hıyari egri bitâr]. kanatsız kuş uçamaz [qanatsız quş uçamaz]. kancık yalanmadıkça köpek dolanmaz [qancuh yalanmaduhça ~ ţolanmaz]. kapını kilitle, hırsızı belaya düşürme [qapın kitlâ, hırhızi ~ düşurtma]. kar beyazdır itler sıçar, kahve karadır beğler içer[qar bayazdur itlâr siçâr, ~ qaradur beglâr içâr]. kardeş iyi olsaydı Allah bir tane de kendine yaratırdı [qardeş ey olaydi ~ ~ ~ dâ kendınâ yaradurdi]. karganın kârı olmasa camuşun arkasını didmez [karğanın ~ ~ ~ arhısini didmâz]. karğanın yavrusu kendine şahin görünür [qarğanın yavrusi kendiınâ şahan ~]. kasap isterse keçinin boynuzundan yağ çıkarır [~ istârsâ geçının buynuzundan ~ çığardur]. kaynamaya camuş eti dayanır [qaynamaya ~ ~ ţayanur]. kaynamaya kara kazan dayanur [qaynamaya qara qazan ţayanur]. kaza bağıra bağıra gelmez [qaza ~ ~ gâlmaz]. kazan kazana ver, kalırsa kızına ver [qazan qazana ~, qalursa qızan ~]. kazanmadan kazan kaynamaz [qazanmadan qazan qaynamaz] kel kız teyzesinin saçıyla övünür [~ qız teyzesının saçiynân ögünur]. kendine umaç edemeyen başkasına düymâç edemez [kendınâ ~ edâmiyân başhasına dügmâç edâmaz]. keser gibi değil bıçkı gibi ol [kesâr ~ degil bıçhı ~]. keşiş acıktımı eski defterleri yoklar [~ acıhţimi ~ defţerlâri yohlar]. keşiş her zaman kete yemez [~ ~ ~ ~ yemâz]. kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz [qılavuzi qarğa ~ burni pohţan qurtulmaz]. kırık ekmek birikmez [qırıh etmek birikmâz]. kırnavlayan pisik sıçan tutamaz [qırnavliyân ~ siçân ţuţamaz]. kış kışlığını yaparsa, yaz da yazlığını yapar [qış qışluğuni ~ ~ ~ yazluğuni ~]. kız anadan görmeyince öğüt almaz [qız ~ görmâyincâ ögüt ~]. kızı öve öve köçürürler, gelinin iyisini gören az olur [qızi ögâ ögâ köçürürlâr, ~ eyısıni görân ~ ~]. kızım seni eşik dibinde, gelinim seni beşik dibinde sınarım [qızım sâni ~ dibında, ~ sâni beşik dibında ~]. kızını dövmeyen dizini, oğlunu dövmeyen özünü döver [qızıni dögmiyân dizını, oğluni döğmiyân özüni dögâr]. kimse ayranım ekşidir demez [ kimsâ ~ eşqidur demâz]. kimsenin ahı kimseye kalmaz [kimsânın ahi kimsâya qalmaz]. koca öküz ölmeden yeri belli olmaz [~ ~ ölmâdan ~ ~ ~]. koça kuyruğu yük olmaz [~ kuyruğu ~ ~]. komşu komşunun ineğini ıslık çalarak ararmış [qomşi qomşunun inegıni sılıh çalarah ararmiş]. komşu komşuya bakar canını ateşte yakar [qomşi qomşiya bahar canıni ateşâ yahar]. komşu komşuya elekten bakmış, "sen beni nasıl görüyorsun?" demiş. Komşusu da "sen beni nasıl görüyorsan ben de seni öyle görüyorum" demiş [qomşi qomşiyâ elekdân bahmiş, "sân ~ nasıl göriyersın?" ~. Qomşisi ~ "sân ~ ~ göriyersân ~ da sâni elâ göriyerım" ~]. komşunun karnı ağrıyorsa sen de elini karnına tut [qomşunun qarnı ağıriyersâ sân da elın qarnan ţut]. korkan göze çöp düşer [qorhan gözâ çop düşâr]. koruk üzümden pekmez olmaz [qoruhüzümdân bekmez ~]. koyma akıl yedi adım gedar [qoyma aqıl ~ ~ gedâr]. koyunun kuyruğu kendi götünü örter [qoyunun quyruği ~ götüni ortar]. kömü böyük yap, davarı Allah'tan iste [kömi böyük ~, ţavari ~ isţâ]. kör gözünden, topal kıçından korkar [~ güzündân, ~ qıçından qorkar]. kör köre "çitti!" demese bağrı yanar [~ körâ ~ demâsâ bağri ~]. körün taşı kelin başına rastlar (körun ţaşi kelın ~ raslar]. kötü komşu insanı iyi mal sahibi yapar [ köti komşi insani eyi ~ sahabi ~]. kötü komşu senin, kötü hava benim olsun [köti qomşi sânın, köti ~ ~ ~]. köyden köye değil, köyden şehire köç [köydân köyâ degil, köydân şeherâ ~]. köyden köye it çenkürmez [köydân köyâ ~ çönkürmâz]. köyü köpeksiz sanıp değneksiz gezme [ köyi ~ zanıp degeneksız gezmâ]. kudul öküz başkasının sineğini kovar [~ ~ başhasının sinegıni qovar]. kul yazısını görmeden göre girmez [qul yazısıni ~ görmâdan gora girmâz]. kulun attan düşer [qulun ~ düşâr]. kurban kemiği ile it tavlanmaz [qurban gemügiynân ~ ~]. kurda ciğer teslim edilmez [qurda ciger ~ edılmâz]. kurda kuzu teslim edilmez [qurda quzi ~ edılmaz]. kurdun kuyruğundan elek olmaz [qurdun quyruğundan ~ ~]. kurtcul köpek kendi eşini boğar [kurtcil ~ ~ eşıni ~]. kuş yeme gelir [ ~ yemâ gâlur]. kuşburnu kızardımı kendini bağdan sanar, çoban ata bindimi kendini beğden sanar [quşburni qızardimi kendıni ~ zanar, ~ ~ ~ ~ begdân zanar] küçük çayda boğulacağına büyüğünde boğul [~ ~ ~ böyügündâa ~]. lekeyi kova kova yüreklendirirler [~ qova qova yüreklândururlar]. mal canın yongasıdır [ ~ ~ yonqasidur]. malın alacası dışardan, insanın alacası içerden (olur) [~ alacasi dişardan, ~ alacasi içardan (~)]. malın verme veresiye, akar gider kara suya [~ vermâ verâsiyâ, ahar gedââr qara suya]. mart geldi dert geldi [ ~ gâldi, ~ gâldi]. martta merek yarı gerek, ekin otu ayrı gerek [~ ~ yari ~, ~ oti ayri ~]. maymun aynaya bakar kendi lakabını takar[ ~ ~ bahar, kendi lağabıni tahar]. meşe çakalsız olmaz [meşâ çaqqalsız ~]. meyvali ağaca taş atan çok olur [meyvâli ~ ţaş ~ çoh ~]. meyveli ağaca balta vurulmaz [ meyvâli ~ ~ ~]. meyvesiz ağacın dibine kimse gitmez [meyvâsız ~ dibınâ kimsâ getmâz]. minderi seren kendi oturur [mindâri saran kendi ~]. minnetle gül koklanmaz [ minnetinân ~ qohlanmaz]. misafir ev sahibinin kuzusu(danası)dur, nereye bağlarsa orada yatar [~ ~ sahabının quzusi(ţanasi)dur, nerâya ~ ~ ~]. misafir umduğunu değil bulduğunu yer [msafir umduğuni degil bulduğuni ~]. namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz [~ gözi olmiyanın ~ qulaği ~]. nasipsiz lokma yenmez [ nesipsız luhma yeyilmâz]. nazar taş(ı bile) çatlatır [ ~ ţaş(i bilâ çatladur]. "ne bileyim"i ekmişler, hay huy bitmiş ["~ bilem"i ekmişlâr, ~ ~ ~]. ne doğrarsan çanağına o gelir kaşığana [nâ ţoğrarsan çanağan, o gâlur qaşuğan]. ne gir ıslan ne çık titre [nâ ~ islân nâ çıh titrâ]. ne gör şeytanı, ne oku ühlas'ı [nâ ~ şeytani, nâ ohi ühlas'i]. oğlan dayıya kız bibiye çeker[ ~ ţayiya, qız bibiyâ çekâr]. oğlan dayıya, kız bibiye (çeker) [~ ţayiyä, qız bibiyä çekär] osurgan götün tevbesi olmaz [osurğan ~ tobasi ~]. osurgan kancıktan kurtcul enik doğmaz [osurğan qancuhdan, kurtçil enük ţoğmaz]. ot köküstüne biter [~ ~üsţunâ bitâr]. otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye dağılır [~ ~ dişţan çıhan ~ ~ mehleyâ ţağılur]. oynamasını bilmeyen gelin "yerim dar" der [oynamasıni bilmiyân ~ "~ ţar" ~]. öküz göz etmemiş tosun boncuklamaz. [ ~ ~ etmâmiş ~ boncuhlamaz]. öküz olacak dana danalığında belli olur [~ olacah ţana ţanaluğundan ~ ~]. öküzüm öküz olsun da koy çekmesin [~ ~ ~ ~ qoy çekmasın]. öküzün anacını döverler [~ anacıni dögârlar]. öküzün çektiğini kayışa sor [~ çekţuğuni qayişâ ~]. öküzün kıymeti yeri boşalmadan belli olmaz [~ qıymeti ~ boşalmadan ~ ~]. ölenle ölünmez [ölâaninâan ölünmâaz]. ölmüş eşek kurttan korkmaz [ölmiş eşşek qurtdan qorhmaz]. ölü eti ballıdır [ öli eti pallidur]. ölü osuruği kohmaz [öli osruği qohmaz]. ölüler sanar ki, sağlar hep helva yiyor [ölilar zanar ki dirilâr her helva yiyer]. ölüm bağıra bağıra gelmez [~ ~ ~ gâlmaz]. ölüm ölüm hırlamaya ne gerek [ ~ ~ ~ nâ ~]. ölümle hayıf alınmaz [ ölümlâ hayif ~]. ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar [ ölüsi ~ ~ ~, delısi ~ ~ ~ ~]. perhiz soluğun zekatıdır [~ ~ zekatidur]. peyniri deri, kadını eri saklar [ ~ ~ , ~ ~ sahlar]. pisiğin arkası yere gelmez [pisigın arhasi yerâ gâalmaz]. pişmiş aştan kâr olmaz [bişmiş aşţan ~ ~]. rençberin karnını yarmışlar, kırk tane gelecek sene çıkmış [~ qarnıni yarmişlâr kırh ~ gâlâcah ~ çıhmiş]. saçının akmı karamı olduğunu önüne döküldüğü zaman görürsün [saçın ağ mi qara mi olduğuni ögân tökülduği zaman görursun]. sağ gözden sol göze fayda yoktur [~ gözdân ~ gözâ ~ yohţur]. sağılan ineğin memesi kesilmez [~ inegın ~ kesılmaz]. sağır işitemez benzetir [~ eşidâamaz, benzâadur]. sakalım yok ki sözüm işlesin [saqalım yox ki s—zum işläsın]. sarımsağı gelin etmişler kırk gün kokusu çıkmamış [sarmusaği ~ etmişlâr, qırh ~ kohusi çıhmamiş]. saymadığın taş kırar baş [saymaduğun ţaş qırar ~]. sefil atın tekmesi sert olur [~ ~ tekmâsi sert olur]. seyirciye dövüş kolaydır [seyirciyâ dögüş qolaydur]. sıçandan doğan dağarcık doğrar [siçandan ţoğan ţavarcuh kesâr]. sımarlama hac kabul olmaz [sımarlama ~ qabul ~]. sırtını kayının pekine daya (ver) [sırtın qayanın peginâ ţaya (ver)]. siyah yün ağarmaz [~ ~ ~]. soğan yemediysen niye ağzın kokuyor [~ yemâdiysân niyâ ~ qohiyer]. soğanı akşamdan düşmanına, sabahtan dostuna yedir [soğani, ahşamdan düşmanan, ~ dostan yedur]. söz sözü açar [soz sozi ~]. söz sözün küsküsüdür [soz sozun küsgüsidur]. su gider kum kalır, el gider dost kalır [~ gedâr qum qalur, ~ gedâr dost qalur]. su göl yerine akar (yığılır) [~ ~ yerinâ ahar (yığılur)]. su içirken yılan bile durur [~ içârkân yilân bilâ ~]. su küçüğün sofra büyüğün [ ~ küçügün, sufra böyügün]. su küçüğün söz büyüğün [~ küçügün, söz böyügün]. sus küçüğün, söz büyüğün [~ küçügun, soz böyügun]. suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork [~ yavaş ahanından, ~ yerâ bahanından qorh]. tarlada izi olmayanın sofrada yüzü olamaz [tallada ~ olmiyanın sufrada yüzi ~]. taş kıran baş kırar [ţaş qıran ~ qırar]. taş yuvarlanır çeğilde kalır [ţaş yuvarlanur çegildâ qalur]. tavşan yattığı kadar sıçrar [ ~ yatţuği qadar siçrâr]. tavuk kaz ile ölçünür, tavuğun boynu kopar [tavuh qazinân ölçünur, ~ boyni qopar]. tedbirli baş terkide gerek [~ ~ terkidâ ~]. tek atlı tekin olmaz [~ atli ~ ~]. tenbele iş buyur sana akıl öğretsin. [tembelâ ~ ~ ~ aqıl ögrâtsın]. terekten sünger düşer, gelinin topuğu şişer [terekţân ~ düşâr, gelinın topuği şişâr]. terzi dikişi kötüdür, yüzünü ak edenütüdür [~ tikişi kötidur, yüzüni ağ edânütidur]. tezekten terazinin dirhemi boktan olur [tezekţân terezinın dirhemi pohţan ~]. tilki tilkiye buyurur tilki de kuyruğuna [~ tilkiyâ ~ ~ dâ quyruğuna]. tokun açtan haberi olmaz [tohun acdan haberi olmaz]. topal eşeğin sahibi ilk akşamdan yola çıkar [~ ~ sahabi, ~ ahşamdan yola çıhar]. topal keçi davarın arkasından gider [~ geçi ţavarın arhasından gedâr]. tosun boncuklar yine öküzü döverler [~ bonduruhlar, genâ öküzi dögârlar]. un kepeksiz, ev (köy)köpeksiz olmaz [~ ~ , ~ (~) ~ ~ ]. uyku uyku getirir, uyku ölüm getirir [yuhı yuhı gäturur, yuhı ~ gäturur]. uyku uykunun ekşi hamurudur [yuhı yuhının eşgi hamuridur]. uzak yerin somunu büyük ama içi oyuk olur [uzah yerın somuni böyük ~ ~ oyuh ~]. uzaktan gördüm boyu hoş, tut kulağından harmana koş [uzahdan gördum boyi hoş, ţut qulağından harmana qoş]. vakitsiz öten horozun boğazına kırmızı tel bağlarlar. [vahıtsız ötän ~ boğozuna qırmızi ~ ~]. var görmedim ki yoktan korkayım [~ görmadım ~ yohdan qorhäm]. vuran oğul babaya bakmaz [~ ~ ~ bahmaz]. yabanda bağım yok ki çakaldan korkayım [~ ~ yoh ~ çaqqaldan qorhäm]. yağar eser ev sahibi kaz asar [~ esär ~ ~ qaz ~]. yağar eser yolcu havasıdır [~ esär yolçi havasidur]. yağar eser yolcu yolunda gerek [~ esär yolçı ~ ~]. yal vakti itten, yem vakti attan (sakın) [~ vahdi ittän, ~ vahdi attan (saqın)]. yalanın menzili kısa olur [~ ~ qısa ~]. yaman işe ezel baştan ağlarlar [~ işä ~ başţan ~]. yardan düşene tekme vuran çok olur [~ düşäna tekmä ~ çoh ~] yaşayacak (olan) dana bokundan belli olur [yaşıyacah ţana pohundan ~ ~ ]. yatan ölmez yeten ölür [~ ölmaz, yetän ~]. yeğin çoban, kurdun kısmetini elinden alır [yegın ~, qurdun qısmetıni elından alur]. yel esmeden yaprak oynamaz. [~ esmadan yaprah oynamaz]. yetim demiş "ben gülerim!", Allah demiş "ben nerdeyim?" [~ "~ gülärım!", ~ "~ nerdäyım?"]. yetim hırsızlığa çıktımı ilk akşamdan ay doğar [~ hırhızluğa çıhţimi ~ ahşamdan ~ ţoğar]. yıkılan ağaca baltalı da seğirtir baltasız da [yıhılan ~ baltali ~ segirdur baltasız da]. yıl gelirini yer [~ gäluruni ~]. yılan eğilir bükülür ama deliğe düz girer [yilan egilur bükülur ~ delügä ~ girär]. yılanın eceli geldiğinde çıkar yolda yatar [yilanın ~ gälduğunda çıhar ~ ~ ]. yiğidim ölmüş, boğazım ölmemiş [igidım ölmiş, boğozum ölmämiş] yiğit diye diye candan, zengin diye diye maldan ederler [igit diyä diyä ~ , ~ diyä diyä ~edärlar]. yiyen yedi böreği, yemiyenin yandı yüreği [yiyän ~ böregi, yemiyänın yandi yüregi]. yoksulun öküzü de yorgun olur [yohsulun öküzi dä yorğun ~]. yokuşun dibinda ata arpa kâr etmez [yoquşundibında ~ ~ ~ etmaz]. yolu yol ile, ormanı balta ile [yoli yolinän, meşäyi baltayinän]. zemherirde damla damlayacağına kan damlasın (daha iyidir) [zemheridä ţamla ţamliyacağına qan ţamlasın (daha eydur)]. zenginin kızını alanın başı yazmalı olur [~ qızıni ~ başi yazmali ~ ]. zor kapıdan gelende, şar bacadan çıkar [~ kapidan gälanda, ~ ~ çıhar].
|
İletişim için tıklayınız...
|
|
| |