|
|
Deyimlerimiz
|
∙ "ayağıma yer edem, gör ben sana ne edem" demek: birisine bir fırsat verildiğinde bunu kötü kullanmak. ∙ "çizdim oynamıyorum" demek: önceden işe başlayıp daha sonra devam etmemek. ∙ "la ilahe" dedi mi "illallah" demez: çok inatçıdır. ∙ "ne bileyim"i ekmişler "hay huy" bitmiş: her sorulana, ne bileyim, diye cevap verenlere karşı bunun bir faydasının olmadığını anlatır. ∙ abat etmek: birisine büyük bir iyilik etmek. ∙ abat olmak: büyük bir iyiliğe mazhar olmak. ∙ ablıya dönmek: bir hastalık nedeniyle teni beyazlamak. ∙ abur cubur: olur olmaz her şey. ∙ aburlarını asmak: suratını asmak. ∙ aburlarını dökmek: suratını asmak. ∙ Acem yapması Gürcü papağı tencere yuvarlandı buldu kapağı: birbirine uygunkişilerin bir işti birlik olması halinde söylenir. ∙ acığını almak: öç almak, intikamını almak. ∙ acısını çıkarmak: bir kötülüğün karşılığını yine bir kötülükle vermek. ∙ adım başı: çok sık. ∙ adın çıkacağına canın çıksın daha iyidir ∙ afatlanmak: yemek, afet yemiş olmak afet yedirilmiş olmak. ∙ ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz: çok kurnaz. ∙ ağır ayak: hamile kadın. ∙ ağır otur ki batman gelesin: ağırbaşlı ol ki kıymetin olsun. ∙ ağırlamak: misafire izzet ve ikramda bulunmak, saygı göstermek, hürmet etmek. ∙ ağız birliği etmek: bir konuda hep bir şeyi söylemek. ∙ ağız birliği etmek: söz birliği yapmak, aralarında bir konuda anlaşmak. ∙ ağrına gitmek: gücüne gitmek. ∙ ağzı açık: dikkatsiz. ∙ ağzı açık: hiçbir şeyden haberi olmayan, bi haber. ∙ ağzı bozuk: çok küfür söyleyen, küfürgan. ∙ ağzı kira istemek: konuşmaya üşenmek. ∙ ağzın kapansın: beddua. ∙ ağzına gem vurmak: birisi konuşamaz hale getirmek, konuşmamaya mecbur etmek. ∙ ağzından bal akmak: çok tatlı dilli konuşmak ∙ ağzını aramak: birisinin ağzından çaktırmadan laf almak. ∙ ağzını küskü açmamak: konuşmaya üşenmek ∙ ağzını küskü açmamak: konuşmaya üşenmek, birisinin ağzından zorla laf almak. ∙ ağzını küskü açmamak: zorla konuşturmak. ∙ ağzıyla kuş tutmak: büyük beceri göstermek. ∙ ağzıyla kuş tutsa nafile: artık ne yaparsa yapsın kâr etmez. ∙ ahırki yediğin olsun: beddua. ∙ ahiretine karşı gelsin: dua. ∙ ak baş ile kara baş o zaman belli olur: bu işin sonucu er veya geç belli olacaktır. ∙ akıl kârı: herkesin aklının erebileceği iş türünden olmayan. ∙ akıl var mantık var: bu iş böyle olmalı buna herkesin aklı erer. ∙ akılsız baştan ne çeker ?-sefil ayaklar: bir akılsız kafanın cezasını hep ayaklarçeker. ∙ akıntıya vermek: akarsuya bırakmak. ∙ akla karayı seçmek: büyük zorluklardan geçmek. ∙ aklı bir karış havada: uçarı. ∙ akşamlar yüzü suyu hürmetine: yakarış sözü. ∙ al aşağı etmek: yere sermek. ∙ alaca bulaca: fazla alacası olan. ∙ alaca karga: alaca bulaca. ∙ alaca kayık, ağzına layık: tam kendisine göre. ∙ alan da pişman satan da: hiçbir çözüm yolunu kabul etmiyor. ∙ alhaın ol: üzülme sen rahat ol. ∙ Ali kıran baş kesen: çok acımasız. ∙ Allah akşama indirmesin: beddua. ∙ Allah belasını versin: beddua. ∙ Allah beterini versin: beddua. ∙ Allah daha beter etsin: beddua. ∙ Allah kahretsin: beddua. ∙ Allah'a kulluk edemiyorum da kula kulluk nasıl edeyim: kula kul olamam. ∙ Allah'a sığıncı olmak: Allah'a sığınmak. ∙ Allah'ın ateşi karnına: Cehennemin ateşin düşesin. ∙ alma dibinde bitmek: devamlı olarak başkalarından birşeyler beklemek. ∙ amel olmak: ishal olmak. ∙ anası ölsün başşına: anne çocuğunu severken söyler. ∙ anasından emdiği burnundan gelmek: çok güçlüklerden geçmek. ∙ andır kalsın başına: bundan bize hayır gelmez, hayırsız miras ona kalsın ∙ andırına kalsın: hayırsız miras olarak sana kalsın. ∙ apak geçmek: bayılacak duruma gelmek. ∙ apalağa şapalak, kel başa şimşir tarak: yakışıksız durumlarda söylenir. ∙ aralarından su sızmamak: çok samimi olmak. ∙ arayı açmak: birisiyle bozuşmak. ∙ ardı gelmek: sonu gelmek, bitmek. ∙ arka çıkmak: birisine taraf çıkmak. ∙ arkadaş canlısı: arkadaşını çok seven. ∙ arkam taştan kavi: gök gürleyince kendisinin taştan daha kuvvetli olduğunu göstermek için taş alınıp arkasına hafiften vurarak söylenir. ∙ arpaya katsan at yemez, kepeğe katsan it yemez: hiçbir işe yaramaz birisi. ∙ arsız neden arlanır, bokta giyse/gezse sallanır: arsız hiçbir şeyden utanmaz ya da ekinmez. ∙ arsıza baş olmaz: arsızla laf yaraştırılmaz. ∙ aslı astarı yok: bir asılsız söylenti. ∙ asma bağlamak: mısır meyvesinin koçanlarını kurutmak için birbirine bağlamak. ∙ astarı yüzünden pahalı: tamiri kendi fiyatından daha pahalı. ∙ aşıklama gitmek: aşıkane şiirler söylemek. ∙ aşıklama gitmek: kafadan şiir söylemek, bildiklerini manzum bir dille ifade etmek. ∙ aşırmak: birşeyler çalmak. ∙ at buldum meydan bulamadım, meydan buldum at bulamadım: iki elverişli fırsatı bir araya getiremedim. ∙ at kaçtı torba düştü: keşke söylemez olsaydım birden öyle bir hiddetlendi ki... ∙ at kesen: çok asabi, çok yaramaz ∙ ateş yağmak (gökten): aşırı sıcak etmek. ∙ atı ayakta kesen: çok gözü pek, çok atılgan. ∙ atın ölümü arpadan olsun: insana zarar da sevdiğinden gelsin. ∙ attan inip eşeğe binmek: daha faydasız işe girişmek. ∙ attığı taş yerini bulmak: birisi aleyhinde söylenen söz yerini bulmak. ∙ ayağına kına yakmak: sevmediği birisinin başına gelen bir zarardan dolayı sevinmek. ∙ ayağını denk almak: tedbirli davranmak. ∙ ayak dönümü: kız evlendikten sonra kız evine kocasıyla birlikte yapılan ziyaret. ∙ ayak dönümüne gitmek: kız evlendikten sonra kocasıyla birlikte evine, ana babasını ziyarete gitmek. ∙ ayaküstü uğramak: birisini geçerken uğramak. ∙ ayaküstü uğramak: geçerken şöyle bir birisinin evine girmek, hal hatır sormak. ∙ ayı meşeden küsmüş de ayının haberi yok: birisi karşısındakinin haberi olmadan ondan küsmüş ya da onun hakkında konuşuyor. ∙ ayıdan kork kork,bokundan da mı kork: bir şey olacak diye devamlı korkmak mı gerek? ∙ ayın on dördü gibi: çok güzel. ∙ az boz: az ∙ babamın derdi tutsun: beddua. ∙ babayiğitliği tutmak: cesaret göstermek. ∙ bağrı delik: canı çok acımış. ∙ baldan tatlı: çok tatlı. ∙ baltada varsa sapta da var: bir suçta iki taraf da suçludur. ∙ baltayı taşa vurmak: söylenmemmesi gereken bir laf söylemek. ∙ bardelinkuzladığı: (argo) orospunun çocuğu. ∙ barut kesilmek: çok kızmak. ∙ barut osurmak: barut kesilmek. ∙ baş etmek: (birisine) birisinin yaptığı kötülüğe engel olmak. ∙ baş etmek: (birisiyle) birisini ağız dalaşında veye kavgada yenmek. ∙ baş etmek: birisiyle başa çıkmak. ∙ baş göz etmek: evlendirmek. ∙ baş kıç yatmak: biri baş taraftan, diğeri ayak tarafından iki kişi bir yatakta yatmak. ∙ baş olmak: amir ya da başkan olmak. ∙ başa çıkamamak: (birisiyle) birisinin yaptığına karşı çaresiz kalmak. ∙ başı kabak kesilmek: birisi tarafından lafa tutulmak. ∙ başına ateş alışmak: telaşlanmak. ∙ başına buyruk hareket etmek: kendi bildiğini okumak. ∙ başına taş düşmek: aşırı üşenmek. ∙ başına taşlar yağar!: büyük bir suç ya da günah işleyenlere karşı söylenir. ∙ başına tebelleş olmak: (birisinin) birisine bir iş yaptırmak için devamlı ısrar etmek. ∙ başını bağlamak (birisinin): birisini evlendirmek. ∙ başını kondaklamak: başı ağrıyınca başını bir çitle sıkmak. ∙ başını secdeye koymamış: hayatında hiç ibadet etmemiş. ∙ başının etini yemek: (birisinin) birisine bir şey için aşırı ısrar etmek. ∙ batakçı: borcunu ödemeyen. ∙ batal olmak: bozulmak, arızalanmak. ∙ bedine gitmek: gözüne çirkin görünmek. ∙ bedine gitmek: gözüne çirkin gözükmek. ∙ bel burk kırmak: bitkin düşmek. ∙ ben ne bileyim ki ağanın atının neresi kaşınıyor: ben senin ne istediğini nerden bileyim. ∙ beş beş olmak: çok sevinmek. ∙ beş kuruş verdim söylettim on kuruş vereyim sus: seni konuşturduğuma pişman oldum. ∙ beşereti bağlanmak: bir anda ne yapacağını bilememek. ∙ beşik kertme: aynı zamanda doğmuş bir erkek ve kız çocuk. ∙ beti benzi sararmak: çok korkmak. ∙ beyi pazarı olmamak: şakadan hoşlanmamak. ∙ bi murat: bir iyiliğe erişmemiş. ∙ bi namaz: namaz kılmayanr. ∙ bin dereden su getirmek: bir işe çok üşenip yapmamak için bahaneler aramak. ∙ binin yarısı beş yüz o da bizde yok: elimizden bir şey gelmez. ∙ bir aferine kırk tomba çalmak: kendisine iyi desinler diye iş yapmak. ∙ bir ayar: bir yaşta olan, yaşıt. ∙ bir eli yağda bir eli balda: yaşantısı çok rahat. ∙ bir elmaya kırk taş atmak: bir iş için herkese başvurmak. ∙ bir gençlikte bir de ihtiyarlıkta: çok seyrek olarak. ∙ bir hatır iki hatır üçüncüsü vur yatır: artık bundan fazla müsamaha yok. ∙ bir kaşık suda boğmak: birisine çok eziyet çektirmek. ∙ bir kayde: durmadan, devamlı olarak, sürekli. ∙ bir kere yoğurda kara demek: dediğim dedik olmak. ∙ bir link: durmadan, devamlı olarak, sürekli ∙ bir pireye bir yorgan yakmak: küçük bir kötülük karşısında bütün iyilikleri unutmak. ∙ bir sayım: 33 tanelik tespih. ∙ bir sesi yerde bir sesi gökte: çok ağlayan çocuk. ∙ bir yakaya çıkamamak: bir iyiliğe erişememek. ∙ birisine bulaşmak: birisine sataşmak. ∙ boş boğazı fırına atmışlar, odun yaş, demiş: kolay kolay söz dinlemeyen ve çok konuşan kimseler için söylenir. ∙ boş küp gibi ban vermek: konuşulanı dinlememek. ∙ boş küpe kavara atmak: olmayacak işe kalkışmak. ∙ boylu kimse. ∙ boyu beraber uzanmak: boylu boyuna yere serilmek. ∙ boyundan büyük işlere girişmek: yapamayacağı işlere girişmek. ∙ boyundan büyük konuşmak: büyük laf etmek. ∙ boyunun ölçüsünü almak: büyük laf ettikten sonra aksini yapmaya mecbur kalmak. ∙ bölgiye katmak: bir malı paylaşma işine katmak ∙ bu adamda kurt büzüğü var: çok şanslı. ∙ bu ağız ondayken daha çok sakız çiğner: sözü edilen kişi durumunu düzeltmezse daha çok hatalar yapmaya devam eder. ∙ bu işte bir bit yeniği var: bu işin içinde başka iş var. ∙ buğarsak olmak: inek çiftleşme zamanı gelmek. ∙ burçak burçak: buram buram. ∙ can dövüştürmek: can çekiştirmek. ∙ can yonrgası: çok sevgili. ∙ canı tatlı: kendini hiç bir şeye kıyamayan, canını pek seven. ∙ canını dişine takmak: var gücüyle çabalamak. ∙ canının hayına kalmak: can derdine düşmek. ∙ cehenneme kadar yolu var: nereye gideceği hiç umurumda değil, isterse cehenneme gitsin. ∙ cehennemin dibine gitsin: cehenneme kadar yolu var. ∙ cıncık dizmek: nakış işlemek. ∙ cicim cicim olmak: çok sıkı fıkı olmak. ∙ ciğerleri bayram etmek: istediğine kavuşmak, hoşuna giden şeyleri yemek. ∙ ciğerli: cana yakın. ∙ cirit atmak: etrafa seğirtmek. ∙ çağıma çık çarığımı kemirirsin: benim yaşıma geldiğinde sen benim gibi bile olamazsın. ∙ çağlanmak: yaşlanmak. ∙ çal aşağı vur yukarı etmek: elde iyice örselemek, birisinin ağzının payını vermek. ∙ çalım satmak: naz etmek. ∙ çam yarması gibi: çok güçlü kuvvetli. ∙ çamura yatmak: söz verdiği işi yapmaktan kurtulmaya çalışmak. ∙ çançıkları gevşemek: çok ihtiyar ya da yorgun olmak. ∙ çar başımda çarık ayağımda: benim emir verenim yok. ∙ çarpana çalmak: didinip durmak. ∙ çatal yürekli: korkak. ∙ çaydan geçip arkta boğulmak: zor işi başarıp kolay olanı başaramamak. ∙ çel etmek: yerle bir etmek. ∙ çendekçündek etmek: çendelemek. ∙ çılakçuluk etmek: gevşemek. ∙ çıpı çıpına: tamı tamına. ∙ çırak olmak: büyük bir iyiliğe erişmek. ∙ çıraklık: beceriksiz. ∙ çırtık atmak: hayvan seğirtmek. ∙ çız çekmek: çizmek. ∙ çiç kesilmek: aşırı ısrar etmek. ∙ çilini kemirmek: aşırı fakirleşmek. ∙ çoç olmak: çok ıslanmak. ∙ çor karnına: "karnına dert düşsün" anlamında azar sözü. ∙ çuçun etmek: sevinmek.
∙ dabacul etmek: ezmek. ∙ dal dingir kiri singir: çırılçıplak, fakir, yoksul. ∙ dala budağa yapışmak: bir işi yapmada nazlanmak. ∙ dana otardında mı hak ettin?: sen bunu hak etmedin. ∙ dananın koyruğu kopmak: bir işin sonu gelmek. ∙ danayı soyup kuyruğunda bırakmak: bir işi sonuna kadar getirip sonuçsuz bırakmak. ∙ dangurdungur etmek: ses çıkararak yuvarlanmak. ∙ dara ile haklaşmak: alacak verecek bırakmamak. ∙ darlanmak: bir şeye canı sıkılmak. ∙ davul senin çomak başkasının elinde: bir işi ben yaparım diyorsun ama bu işi yapacak olan başkası.deh düşmek: dikkat etmek. ∙ deli balta: aklı tam olmayan. ∙ deli pazarı bok pazarı: deli ile pazarlık yapılmaz. ∙ den den olmak: tane tane olmak. ∙ den dizmek: mısır tane dizmek. ∙ deniz derya gibi: çok bol. ∙ deremet etmek: derleyip toplamak. ∙ derin gitsin: aynı ınlamda beddua. ∙ dert bir olsa ağlamaya ne gerek: çok dertli. ∙ deyiş demek: aşıklar gibi şiir söylemek. ∙ deyiş demek: şiir söylemek. ∙ dığdığ etmek: boş yere fazlaca konuşmak. ∙ dışarıdan baktım saltanı hoş içeriden baktım kuskunu boş: önceden iyi gibi görünen ancak daha sonra öyle olmayan kimse, özellikle gelin. ∙ dibine darı ekmek: işi yapmamak için bahaneler aramak. ∙ didik didik etmek: iyice aramak. ∙ dil bezegi: erken konuşmaya başlayan ve güzel konuşan çocuk. ∙ dili bir karış: çok konuşan. ∙ dili kapıya mandal olur: saygısızca konuşan. ∙ dilinde tüy bitmek: çok yalvarmak. ∙ dipsiz külek boş anbar: fakir evi, bomboş. ∙ dişlerini döktürürüm: bir tehdit sözü. ∙ dizime koydum sakalıma çıktı: çok şımardı. ∙ dizinde oturup sakalını yolmak: birisinin hem iyiliğinden faydalanmak hem de ona kötülük düşünmek. ∙ doğanın beşiği ölenin tabutu: her işe burnunun sokan. ∙ doğram doğram etmek: parça parça, tike tike etmek. ∙ dokuz kaburganın altı: mezar. ∙ doluyu tarlaya davet etmek: tedbir almamak, birisini kızdırmak. ∙ domuz bitini tırnağına koy tepene çıksın: fazlaca şımaran. ∙ domuz topu yapmak: (birisini) başını ve dizlerini birleştirerek, ayaklarını kalçasına birleştirerek yuvarlamak. ∙ domuz topu: vüvudu yusyuvarlak olmuş ∙ domuzdan bir bit koparmak: fazla cimri birinden birşeyler almak. ∙ dönümü dönüme katmak: biribiri ardınca yapmak, aralıksız taşımak. ∙ dört gözle beklemek: çok beklemek. ∙ dört kunçulu bir araya getirememek: elverişli durumları bir araya getirememek. ∙ dur dincel bilmemek: hiç dinlenmeden çalışmak. ∙ dur durak bilmemek: durmak bilmemek, çok çlışmak. ∙ dut ayında üşümek: sıcakta bile üşümek. ∙ dünya yansa içinde bir horom otu yok: vurdum duymaz. ∙ dünya kadar düz olsa, orak kadar eğri olmak: yalan söylemek, güvenilir olmamak ∙ dünyanın kaç köşe olduğunu göstermek: birisini dövmek. ∙ dünyaya kazık çakmak: gereğinden fazla yaşamış olmak. ∙ eğilip bükülmek: birisinden bir şey isterken çok sıkıntı çekmek. ∙ eğri oturup düz konuşmak: işin aslını esasını konuşmak. ∙ ekmeğine ayak vurmak: nankörlük etmek. ∙ ekmek elden su gölden: emek safetmeden geçinen. ∙ ekmek gözümü tutsun: bir yemin sözü ∙ eksik etek: kısa etek giyen kadın. yöreye göre daha açık giyinen kadın. ∙ ela hecillandımki ∙ el ele baş başa gelmek: ne artmak ne de eksilmek. ∙ el pençe divan dormak: hizmette kusur etmemek. ∙ eli darda olmak: bir iş için sıkışmak. ∙ eli ele, başı başa: tamı tamına. ∙ eli hamurlu er kişi işine karışma!: aklının ermediği işe karışma (kadın). ∙ eli işte gözü oynaşta: iş yapmaya niyeti yok. ∙ eli kanda olmak: çok işi olmak. ∙ eli kolu bağlanmak: çaresiz kalmak. ∙ elinden hiçbir şey kurtulmamak: her işin üstesinden gelmek. ∙ elini eteğini çekmek: hiçbir işe karışmamak. ∙ elini kolunu koyvermek: salına salına gelmek. ∙ elleri koynunda kalmak: kadın kocası ölmek. ∙ Ermeni tobusu: "Ermeni çocuğu" anlamında bir çocuk azarlama sözü. ∙ Ermeni'nin haçını suya atmak: sözde büyük suç işlemiş olmak. ∙ esfeleyi koçurduh bizımki ondan betar ∙ eski çamlar kürek oldu: senin dediğin o şeyler tarihe karıştı. ∙ eski defterleri yoklamak: eskiden olmuş işlerihatırlatmak. ∙ eski harmanları savurmak: eskiden olmuş işlerden bahsetmek. ∙ eski toprak: yaşlı kimse. ∙ eşeğin büyüğü handa kaldı: asıl yapılması gereken unutuldu. ∙ eşek bizim eşek ama çulunu değişmiş: bu kişiyi tanıyoruz ama değişik kıyafet giymiş (argo). ∙ eşek bizim eşek ama çulunu değişmiş: kılığını değiştirmiş kişileri alaya almak için kullanılır. ∙ eşek sudan gelene kadar dövmek: birisini çok dövmek. ∙ etleri diken diken olmak: birisinin haline çok acımak, irkilmek. ∙ etleri dökülmek: birisinin haline çok acımak. ∙ etleri jurlamak: etleri dökülmek. ∙ evden çık yumurtaların soğumaz: evden kolaykolay çıkmayanlara söylenir. ∙ ezan sal-: ezan okumak ∙ fırıl fırıl dönmek: birisini iyi karşılayıp ona iyi hizmet etmek. ∙ fitil etmek: birisinin canını çok sıkmak. ∙ fitil olmak: bir şeye ya da kimseye çok kızmak. ∙ fitil olmak: birisine fena halde canı sıkılmak. ∙ fund kopmak: gürültü, patırtı meydana gelmek. ∙ furuhda olmak: sevinmek. ∙ gaz gaz etmek: ışıl ışıl parlamak. ∙ gazel okumak: boş yere konuşmak. ∙ gebe kurbağa: (argo) şişman. ∙ geç gelip tez usta olmak. ∙ gel çanak git çanak: hep aynı. ∙ gelenin yengesi, gidenin sağdıcı: her işe burnunu sokan. ∙ genç burç gitti babasının kesesinden: genç yaşta ölenler için söylenir. ∙ gıcık kapmak: birisinden nefret etmek. ∙ gitti gürültüye: başı bir belaya girdi. ∙ gitti Peleg'in çayırına: boş yere öldü. ∙ gittiği yerde minder sermek: gittiği yerden gelmeyi unutacak kadar oyalanmak. ∙ gömgök olmak: zorlama nedeniyle yüzü gök rengine girmek. ∙ göndürü gitmek: misafiri yol boyu uğurlamak. ∙ görmemiş gördü bayıldı öldü: görmemiş kimseler için kullanılır. ∙ göz etmek: göz kırpmak. ∙ göz göz olmak: (ekmek) iyi kabarıp gözeneklenmek. ∙ gözleri kan çanağına dönmek: çok ağlamaktan gözleri kanlanmak ∙ gözü kanlı: gözü dönmüş, cani. ∙ güman etmek: ummak, beklemek. ∙ gün çalmak: üzerine güneş ışığı değmek. ∙ gün kanıp gün yemek: gününü gün etmek. ∙ günahını almak: birisini haksız yere suçlamış olmak ∙ günlük güneşlik: aydınlık hava. ∙ gününü görürsün: birisini tehdit ederken kullanılan tehdit deyimi. ∙ gününü göstermek: (birisine): birisin dövmek ya da ağır bir şekilde azarlamak. ∙ güzeli ararken çirkinden de olmak: daha iyisini ararken eldekinden de olmak. ∙ haber etmek: birisine haber vermek. ∙ haberi iyi mihenginden almak: bir haberi güvenilir bir kaynaktan almak. ∙ haçı koynunda: herşeyi gizli saklı. ∙ halaçıra etmek: çok aşırı dövmek. ∙ hava çalmak: hava değişimi nedeniyle rahatsız olmak. ∙ hava tebdiline gelmek: hava değişimine gelmek. ∙ havaya kürek çekmek: boş yere çabalamak. ∙ hedik kurmak: mısır tanelerini suda haşlamak. ∙ helek olmak: çok yorulmak. ∙ her biri bir yan eyle- :her biri bir yana bakmak. ∙ her boyağı boyadın sıra geldi lajodıya: (alay) her işi tamam ettin sıra buna geldi. ∙ her dinden dışarı: vicdansız, acımasız. ∙ her şeye sülük atmak: her şeyi boğazına indirmek istemek, oburluk yapmak. ∙ hersi çıkmak: çok sinirlenmek. ∙ heyheyleri üstünde: uçarı kimse. ∙ hıncını almak: öçünü almak ∙ hıran kaşan derken...: işte böylece... ∙ hışır etmek: fena halde dövmek. ∙ hışır olmak: çok yorulmak. ∙ hocamızın adı Hıdır, elimizden gelen budur: bütün yapabileceğim şey budur, bundan başkası elimden gelmez. ∙ hoppa: uçarı. ∙ horon tepmek: folklor oyunu oynamak. ∙ horozlanmak: birisine karşı diklenmek. ∙ hudbin olmak: nefret etmiş olmak. ∙ hurdıhaş olmak: bitap düşmek. ∙ ibdin etmek: papağan gibi aynı şeyi çok çok tekrar etmek. ∙ içine dert olmak: bir konuyla devamlı meşgul olmak, hep onu düşünmek. ∙ içine ısınmak: istediği gibi olmak. ∙ içtikleri su ayrı gitmiyor : çok iyi anlaşıyorlar. ∙ iğneyle kuy kazımak: bitmeyen işlere girişmek. ∙ iki baş dört ayak etmek: birisini evlendirmek. ∙ iki baş dört ayak olmak: evlenmek ∙ iki baş dört ayak: evli kişi. ∙ iki cihanda gülmesin: beddua. ∙ iki eli kanda olmak: çok meşgul olmak. ∙ iki ipin ucunu bir araya getirmek: elverişli fırsat kollamak. ∙ iki seksen uzanmak: boylu boyuna yere serilmek. ∙ ilim ilim yitmek: çok uzaklara kaçmak. ∙ ilim ilim yitmek: diyar diyar yitmek, bir yeri terketmek, kaybolmak. ∙ ilmini almak: bir şeyin nasıl yapılacağını öğrenmek. ∙ imlâya getirmek: bir şeyi düzene sokmak, uygun hale getirmek. ∙ imlâya getirmek: hizaya getirmek, düzene sokmak, terbiye etmek, kullanışlı hale getirmek. ∙ inadı eşekten okka ile borç almak: çok inat etmek. ∙ inadı yerine inmek: inatan vazgeçmek. ∙ inat eşek: inatçı. ∙ ince eğirip sık dokumak: iyiden iyiye incelemek. ∙ ince elemek: hastalıklı görünmek. ∙ intilâ olmak: fazla yemekten bıkmak. ∙ ipten kaçan, kazıktan kurtulan: başıboş takımı. ∙ istifini bozmamak: tavrını değiştirmemek. ∙ iştahı tüy götürmek: çok iştahla yemek. ∙ işte budur köyün yolu!: bu işin yolu yordamı budur, bu iş böyle yapılır!. ∙ it olalı bir kurt boğmak: ilk defa olarak bir iş becermek. ∙ iti kırkmak: fazla cimri olmak. ∙ iti peynir tulumuna bağlamak: işi ehil olmayana vermek. ∙ itin götüne sokup çıkarmak: (argo) rezil etmek. ∙ itten aç yılandan çıplak: çok fakir. ∙ itten azma(n): itten türemiş
∙ kabartmak: kendini üstün görmeye başlamak. ∙ kaça kaça gelmek: koşarak gelmek. ∙ kaçın kurasısın!: sen ne kurnazsın!. ∙ kadır etmek: birisine haksızlıkla yük etmiş olmak. ∙ kadır olmak: birisine zarar olmak. ∙ kafadan atmak: bilmeden konuşmak. ∙ kafadan kondak: kafası tam çalışmayan. ∙ kafası saman dolu: kafadan kondak. ∙ kafasını kuş otlasın!: onun aklı böyle şeylere ermez!. ∙ kaleminden kan damlamak: çok güzel yazı yazmak. ∙ kamakutuz etmek: birisini kovmak. ∙ kan ayaklı: biçare. ∙ kan etmek: kan akıtmak, katil olmak ∙ kan ter içinde kalmak: çok çalışarak terlemek. ∙ kan tutmak: içerisine kan düşmek, ağır bir yükü kaldırarak nefesini çeviremez hale elmek. ∙ kana düşek: çok ağır bir yük kaldırarak hastalanmak. ∙ kançuruğa binmek:tahtarevalliye binmek. ∙ kanı etmek beş para: insani değerlerden tamamen yoksun olan kişi. ∙ kanı etmez beş para!: bir işe yaramaz kimsedir!. ∙ kanı kaynamak: birisine sevgi duymak, onu sevmek. ∙ kanı soğuk :insanları pek sevmeyen. ∙ kanlı bıçaklı olmak: birbirine bıçak çekmek, katil olmak. ∙ kapıda altın direği dikmek: çok zenginleşmek. ∙ kapıdan kovsan bacadan girer!: bir yere çok alışan kimseler için söylenir. ∙ kapılo ağızlı: ağzı büyük (argo). ∙ kapıya bir çuval sus gelmiş: ağlayan çocuklara söylenir. ∙ kara çanak: çok cimri kimse. ∙ kara gününü göreyim!: "ölümünü göreyim" anlamında beddua. ∙ kara kız oturdu, götü haber getirdi: sen burada otururken bu haberi nereden duydun, işittin? anlamında. ∙ kara kura basmak: kadın hamile iken sayıklamak. ∙ kara yola gitmek: cehenneme gitmek. ∙ karaltın kesilsin!: "ölesin" manasında beddua. ∙ karaltıya kurşun atmak: bilir bilmez konuşmak. ∙ karaynan geleydin: gelmez olsaydın. ∙ karşı belli oturmak: karşılıklı oturmak ∙ kaş kaş olmak (birisiyle): karşılıklı oturmak. ∙ kaşıkla verip kepçeyle almak: yaptığına daha büyük bir karşılık beklemek. ∙ kaşınmak için tırnak bulamamak: fakirlik içinde yaşamak. ∙ kat ög etmek: önüne katıp kovalamak. ∙ katırcının katırlarını ürkütmek: yanlış iş yapmak. ∙ kavak yaprağı: dönek kimse. ∙ kaynanam öldü yeri bana kaldı: ben de benden önceki gibi hereket edeceğim. ∙ kazı koz bardağı bağaz anlamak: herşeyi yanlış anlamak. ∙ keçileri bayıra vurmak: malını mülkünü kaybedip fakirleşmek. ∙ keçileri kaçırmak: aklını oynatmak. ∙ kedi batmaz etmek: fazla kavi etmek. ∙ kefeni yırtmak: ölümden dönmek. ∙ kefenine nasip olsun!: "bu maldan hayır göremeyesin" anlamında beddua. ∙ kemik yalayan, karnı doymayan: çok fakir. ∙ kemiklerini kırarım!: tehdit sözü. ∙ kendi bir karış, hükmü on karış: fazla naz yapan küçük çocuklar için söylenir. ∙ kendi köpeğim, kendi kepeğim: kimse benim işime karışmasın. ∙ kendini çekmek: önceden çok kaba iken daha sonra yumuşak davranmaya başlamak. ∙ kendini denk almak: tedbirli davranmak. ∙ kesim danası: her şeye hazır. ∙ kesim kesmek: bir işi belli sürede bitirmesi için birisine devretmek, sözleşmek. ∙ keyfi keyf!: dilediği gibi yaşıyor. ∙ keyfi saz: keyfi keyf. ∙ kıcgırmak: sinirlenip köpürmek. ∙ kılı kırk yarmak: inceden inceye düşünmek. ∙ kır delisi: zır deli. ∙ kırılmaza çekmek: bir güzel dövmek. ∙ kırım kırım olmak: bir şeyi kapmak veya almak için üşüşmek. ∙ kırım kırşım olmak: başını gözünü kırmak. ∙ kıskılamak: (argo) bir kimseyi birisinin üzerine kışkırtmak. ∙ kızıl kurşuna rastlasın: "feci bir şekilde ölsün" manasında beddua. ∙ kızılcığın dibini beklemek: (argo) olmayacak bir şeyi umutla beklemek. ∙ kızılcık değneğinden atlatmak: bir güzel dövmek. ∙ kız beyudum kari kocaldım ∙ kim dedi ki "oştkuçum gel beri": (argo) kimse ona böyle bir şey söylemedi. ∙ kiniye almak: birisyle alay etmek. ∙ koca öküze alaca sambağı: yakışıksız durumlar için söylenir. ∙ kol kanat germek: birisini büyük bir özenle korumak kollamak. ∙ kolaçan etmek (etrafı): etrafı gözetlemek. ∙ kolaçan etmek: etrafı gözetlemek. ∙ kolayını almak: bir işi kolay yapmanın yolunu bulmak. ∙ koymuyorlar ki oğlu babasına benzesin: bırakmıyorlar ki kötü işler yapsın. ∙ köçköçe dayandı, kırgın yeni uyandı: bir işi yapmakta çok geç kalanlar için söylenir. ∙ köçüköçpululupulul: her şeyi yerli yerinde, mükemmel. ∙ körler ile sağırlar, birbirini ağırlar: aynı dertten muzdarip iki insan için söylenir. ∙ körü köprüden geçirmeK: anlamayana söz anlatmaya çalışmak. ∙ kötü yerde akşam oldu: bu iş kötü zamana rastladı, talihsizlik beni kötü zamanda yakaladı. ∙ kulağı dinkte olmak: devamlı birşeyler işitmeye hazır olmak. ∙ kulağımın ardı keçe burdan gele burdan geçe: ben senin söylediklerini dinlemiyorum. ∙ kulak asmamak: söyleneni dinlememek. ∙ kulaklarının pası silinmek: güzel sesle söylenen bir şeyi dinlemek. ∙ kurda değmeyen it: (argo) kolay kolay bir işe yanaşmayan. ∙ kurda değmeyen it: pısırık ∙ kurda kuşa yem olmak: ara yerde harcanmak. ∙ kurdun havadan geleceğini bilseydim iti arka üstü bağlardım: bu işin soncunun böyle olacağını bilemezdim yoksa tedbirmi alırdım. ∙ kurdun kuşun payı: toplanan meyveden arta kalan kısım. ∙ kurkuluğu yanmak: (argo) çok susamak. ∙ kurt boğaz: obur ∙ kuyruğu tava sapına dönmek: (argo) çok sevinmek. ∙ kuyruğundan elek olmamak: sözünde durmamak. ∙ kuyruğunu toplayıp gitmek: (argo) sessizce çekilip gitmek. ∙ kuzukkuzuk üstüne: iki aksilik üst üste. ∙ küdara olmak: kötürüm olmak. ∙ kül ufak etmek: param parça etmek. ∙ küle oturmak: iflas etmek. ∙ Kürt küvara: Kürt halk ∙ lafla pilav pişirmek: işi sadece lafla halletmek. ∙ laflamak: birisini sözle ikna etmek veya aldatmak. ∙ lak luk etmek: çok gevşemek. ∙ lelinci olmak: yalvarıcı olmak ∙ leylek bacak: (argo) uzun bacaklı. ∙ linç etmek: çok dövmek. ∙ lokma lokma etmek: parça parça etmek ∙ mahkemede dayısı olmak: arkasında büyük destekçisi bulunmak. ∙ mars olmak: yenilmek. ∙ Matıgilin avluda kalmak: açıkta kalmak. ∙ minderi ağır düşmek: gittiği yerden gelmek bilmemek. ∙ mitil atmak: gittiği yerde çok oturmak. ∙ modgam olmak: iş birliği yapmak. ∙ mor tütün olmak: çok kızarak veya çok yorularak yüzü kızarmak. ∙ mucrum olmak: çok yorulmak. ∙ mukuzun olmak: büzülmek. ∙ mum olmak: başka çare bulamayınca elindekine razı olmak. ∙ muruzlarını asmak: surat asmak. ∙ nahır elden gitmiş de alaca jongayı arıyor: bütün sürüsünü kaybetmiş, içinden birisini arıyor, ne yapacağını şaşırmış. ∙ nal kuyruk etmek: (argo) birisini azarlayarak kapıdan kovmak. ∙ namaz yağından temiz: çok temiz. ∙ nasafallidur ço ∙ na işım tukanmiş ∙ ne gün çektim: ne günlerden gelip geçtim, ne türlü eziyetler çektim bir bilseniz. ∙ ne tükürdün elime ki onu çalem yüzüne: sen bana ne yardımda bulundun ki ben de sana yardım edeyim. ∙ ne umarsın bacından bacın ölüyor acından: benden çok bir şey bekleme. ∙ ocağında çınçar bitsin: maln mülkün harap olsun manasında beddua. ∙ od görmemiş bal: ateşe verilmemiş, eritilmemiş bal. ∙ oğrağa uğramak: cine çarpılmak. ∙ oldu olacak kırıldı nacak: olan oldu bir kere. ∙ ödü kopmak: çok korkmak. ∙ ödü patlamak: ödü kopmak. ∙ ölüm ölüm hırlamaya ne gerek: madem ki bu iş olmayacak niye boş yere çabalıyoruz. ∙ ölüp dirilmek: bir şey için çok çabalamak, bir şeyi çok istemek. ∙ öyle dava yok: bu iş olmaz hiç ısrar etme!. ∙ öyle otardım ki ağzı çöpe bile değmedi: (argo) onu öyle aldattım ki hiç anlamadı bile. ∙ öyle otardım ki ağzı çöpe değmedi: öyle kandırdım ki hiç anlamadı. ∙ paç etmek: öpmek. ∙ padişah tenbeli: çok tenbel. ∙ pah pah etmek: çok ihtiyarlık nedeniyle çelimsiz duruma düşmek. ∙ pampal etmek: çok güçsüzleşmek. ∙ pancar gibi solmak: bir hastalık nedeniyle teni beyazlamak. ∙ papağa çıkmak: düğünde gelinin geldiğini haber vermek için önden at koşturanlar arasında birinci olmak. ∙ papağa kaçmak: düğünde gelinin geldiğini haber vermek için at koşturmak. ∙ papağa kaçmak: düğünde hediye almak için at koşturmak, koşmak, yarışmak, bir yere çok hızlı gitmek. ∙ papakları katmak: birbirine darılmak. ∙ parmağına sarmak: birisinin bir hareketini belirleyip unutmamak ve yeri geldikçe söylemek. ∙ patara bacak: kısa bacaklı. ∙ peg olsun: virane olsun, perişan olsun anlamında beddua. ∙ pelegin çayına gitmek: sebepsiz yere ölmek. ∙ pelenk olmak: birlik olup birlikte hareket etmek. ∙ petiyen etmek: birisini huzursuz etmek. ∙ peynir kaldır- :peynir hazırlamak, yapmak. ∙ pıhpıh etmek: için için gülmek. ∙ pis boğaz: obur ∙ pisi pisi etmek: gönül almaya çalışmak. ∙ pisi pisi yapmak: azar azar yapmak. ∙ put kafa: (argo) kafası büyük. ∙ rahat nefes almak: iç rahatlığına kavuşmak, mali yönden bolluğa erişmek. ∙ Reşit, sen söyle sen işit: vurdumduymaz kimseler için söylenir. ∙ Ringonun ahırı: yol geçen hanı. ∙ sabahı beyaz açmak: korkudan gözünü kırpmadan sabahlamak. ∙ sadır başına buyurmak: gelip evin baş köşesine buyurmak. ∙ sadır başına kurulmak: sadır başına buyurmak. ∙ sakızı boka düşmek: beklediği şey gerçekleşmemek, foyası meydana çıkmak, hayal kırıklığına uğramak. ∙ saman altından su yürütmek: gizli işler çevirmek. ∙ samanlıkta iğne aramak: olmayacak işler peşinden koşmak. ∙ sana teslim edeyim, kimden isteyeyim: güvenilmez kimseler için söylenir. ∙ sekide oturup padişahı rüyasında görmek: hiçbir çaba harcamadan bir işin olmasını beklemek. ∙ selamsız, sabahsız: selam vermeden veya merhaba demeden (geçen). ∙ sesine vurulmak: birisinin sesini çok beğenmek. ∙ seydem sırığı: çok uzun boylu kimse. ∙ sıçan deliğine, herkes evine: bir toplantı sonunda dağılırken söylenir. ∙ sıçan deliğine, herkes evine: bir toplantı sonunda dağılırken söylenir. ∙ sıfıra sıfır elde var sıfır: bütün çabalar boşuna. ∙ sığıncı olmak: 1. birisine sığınmak, onun himayesine girmek. 2.Allah'a sığınmak, ondan yardım dilemek. ∙ sığıncı olmak: Allah'a sığınmak. ∙ sırıpın koparmak:feryad etmek. ∙ sırtı yere gelmemek: yenik düşmemek, hiçbir sözün altında kalmamak. ∙ sıtkı can ile: bütün samimiyetiyle. ∙ sıtkı can: samimiyet ∙ sicim gibi yağmak: bardaktan boşanırcasına yağmur yağmak. ∙ siktir etmek: birisini kovmak. ∙ sobayı kalamak: sobaya odun doldurup ateş vermek,tutuşturmak. ∙ sofra beni vursun: bir yemin sözü. ∙ soğuk döven: kabakuvvetle bir iş yapmaya çalışan. ∙ soğuk döven: karşısındaki kimse tarafından dinlenmeyen ancak yine de durmadan konuşan kimse. ∙ söz işitmek: aleyhinde konuşulmak. ∙ sözü bir kaba koymak: söz birliği etmek. ∙ sözü cebinde taşımak: hazırcevap olmak. ∙ su geçirmek: su ile durulamak. ∙ su içirkenylan bile durur: su içerken birisini rahatsız etmemek gerektiğini anlatır. ∙ sulu namaz: çok makbul. ∙ suya götürüp susuz getirmek: (argo)birisini kendi sözüne gezdirmek, her dediğini yaptırmak, kendinin ondan üstün olduğunu belirtmek. ∙ suyuna akmak: birisinin gönlünü kazanmak için onun dediğini yapmak. ∙ sütliman olmak: hava açık olmak. ∙ sütü bozuk: işe yaramaz kimse. ∙ sütü hariç: sütü bozuk. ∙ sütü pâk: güzel ahlˆklı kimse. ∙ şapur şupur: ağzını şapırdatarak. ∙ şeytan şapalağı: yaramaz çocuk. ∙ şeytana pabucunu ters giydirir: çok kurnaz kimseler için söylenir. ∙ şeytandan şefaat, senden bana menfaat: senden bana bir fayda gelmez. ∙ şeytanın kulağına kurşun: şeytan duymasın. ∙ şıvan koparmak: bağırıp çağırmak, feryat etmek. ∙ şıvan kopmak: bir evde birisi ölmek. ∙ tabanları yağlamak: uzun bir yürüyüşe hazırlanmak, kaçmak. ∙ tadı ağzında kalmak: çok hoşuna gitmesi nedeniyle bir şeyi ya da bir yemeği unutmamak. ∙ tadını kaçırmak: (bir işin) biri işi boş vererek alaya almak. ∙ tadını kaçırmak: (birisinin) huzurunu kaçırmak. ∙ tahta mıh götürmüyor: anlamayan bir kimseye laf anlatmaya çalışırken söylenir. ∙ tahtalı köy: mezarlık. ∙ tahtalı köyü boylamak: (argo) ölmek. ∙ takla kötez gitmek: ayağı bir şeye dolaşarak yüzü kuylu düşmek. ∙ tantana etmek: boş yere konuşup durmak. ∙ tarla koşmak: tarla sürmek. ∙ tart etmek: birisini kovmak. ∙ tart etmek:kovmak ∙ taş dişlemek: inadı tutmak. ∙ taş ufağı değil, insan ufağı: küçük çocuklar için "çabuk büyürler" manasında söylenir. ∙ taşı sıksa suyunu çıkarır: gücü kuvveti yerinde. ∙ tat etmek: çorabı bileğe kadar ayak kısmını örmek. ∙ tav tav sav sav olmak: bir toplantıdan sonra dağılmak. ∙ tavşan yürekli: çok korkak. ∙ ter kana batmak: çok yorulup terler içinde kalmak. ∙ terbiye tarlasından geçmemiş: terbiye görmemiş. ∙ terekten sünger düştü, gelinin topuğu şişti: nazlı gelinler için söylenir. ∙ tergini vermemek: peşini bırakmamak. ∙ terkiye almak: bir binekte öne kendisi oturup diğerini arkaya almak. ∙ termaş kalsın başına: hayırsız beddua olarak sana kalsın manasında beddua. ∙ termaş: hayırsız miras. ∙ tersine mezhep: daima ters iş gören. ∙ tersine okutmak: kendisinin daha üstün olduğunu göstermek. ∙ tez canlı: çok aceleci. ∙ tığ etmek: bir güzel dövmek. ∙ tıknefes olmak: soluk soluğa kalmak, çok yorularak hızılı soluk alıp vermek. ∙ tike tike etmek: parça parça etmek. ∙ tintin oyununa çevirmek: bir işi çok laubali şekilde yapmak, laubalilikle bir işi boşvermek. ∙ tomba çalmak: takla atmak. ∙ tongaya düşmek: tuzağa düşmek. ∙ toprak başına: ölsün manasında beddua. ∙ toprak çanağına: toprak başına. ∙ turıturap olmak: çok yalvarmak. ∙ tuz öğütmek: çok endişe etmek. ∙ üstü hanım bozması, altı davar kermesi: giyiminde zıtlık bulunan kişiler için kullanılır. ∙ üstüne titremek: birisini çok sevdiğinden onu aşırı derecede kollamak. ∙ üzür kes olmak: birşeyden tamamen umudunu yitirmek ∙ vah dolu canına: ne mutlu sana. ∙ veled-i zina: yaramaz, ahlaksız çocuk. ∙ volta atmak: başıboş gezinmek. ∙ yabana atmak: dikkate almamak, hiçe saymak, önem vermemek. ∙ yabana gitmek: heder olmak. ∙ yakasını pislemek: birisine bir konuda çok ısrar edip o işi yaptırıncaya kadar peşini bırakmamak. ∙ yalama olmak: makinada çarkın dişleri kırılmak. ∙ yalanı boynunda torba ile taşımak: her zaman yalan söylemek. ∙ yalanı furğunlatmak: çok yalan söylemek. ∙ yalını kaşımak: çok fakirlik içinde yaşamak. ∙ yan asılmak: bir işten kaçmaya çalışmak. ∙ yan çalma: bir şeye yan olarak verilmiş destek. ∙ yan kulak üstüne yatmak: endişesiz bir şekilde yatmak. ∙ yandım yandıma kalmak: çok pişman olmak. ∙ yaz boz tahtası: devamlı silinerek yeniden yazılan tahta. ∙ yaz buza al güze: alacağını çok geç alacaksın. ∙ yaz tahtaya al haftaya: alacağını çok erken alacaksın. ∙ yedi yemine vermek: kuvvetli bir yemin etmesini istemek. ∙ yediği ekmeğe ayak vurmak: nankörlük etmek. ∙ yedik içtik gözden düştük: sadece yiyip içtik, bir faydamız olmadı. ∙ yerinde yeller esmek: çoktan kaybolmuş olmak. ∙ yeşilini almak: hayvanlar baharda yeşili otlamak. ∙ yıldızı düşmek: ölmek. ∙ yola vurmak: (birisini) yolcu etmek, uğurlamak. ∙ yolcudur Abbas, bağlasan durmaz: yolculuğa kesin kararlıdır, durmaz. ∙ yumurtada kıl aramak: herşeye bir bahane bulmak. ∙ yükünü tereğe yığmak: (argo) elinden gelin bir işi yapmaya nazlanmak. ∙ yükünü tutmak: hastalanmak. ∙ yüreği ağzına gelmek: çok korkmak. ∙ yüz bağlamak: (süt) üstüne kaymak bağlamak. ∙ yüz verdim yüz daha istiyor: verdiğinden daha fazlasını istiyor. ∙ yüzberi olmak: yüz yüze gelmek, hesaplaşmak. ∙ yüzsüz harman dövdürmek: bir güzel dayak atmak. ∙ yüzünün suyu dökülmek: utanılacak bir iş yapmak. ∙ zamansız ötmek: bir işe zamanından çok erken başlamak. ∙ zerinci olmak: yalvarıcı olmak. ∙ zır zır etmek: boş yere konuşmak. ∙ zibil teknesi: asık suratlı. ∙ zil ayaz: kuru soğuk.
|
İletişim için tıklayınız...
|
|
| |