TÜRKİYE

ANA SAYFA HABER FORUM SOHBET RESiMLER VİDEO ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM ÜYE OL ÜYE GİRİŞİ
Köyden haberler
Düğün, Nişan Haberleri
Vefat, Hasta Haberleri
Kutlamalar, Festivaller
Köyümüzün Askerleri
Muhtarlık Sayfamız
E - Bülten için mail adresiniz :

Msn adresimiz için tıklayınız
Kilitli Ambar
İlk Akla Gelenler
Erken Kaybettiklerimiz
Şehit ve Gazilerimiz
Öğretmenlerimiz
Muhtarlarımız
İmamlarımız
Kaçarak Evlenenler
Köyümüzdeki Küslük
Karapan
Şairlerimiz ve Şiirleri
Oyun ve Eğlencelerimiz
Köyümüzü Gezelim
Çuvarep Sözlüğümüz
Yöresel Bulmacamız
Bilmecelerimiz
Atasözlerimiz
Deyimlerimiz
Manilerimiz
Fıkralarımız
Komunardi
Mahallelerimiz
Yer Adlarımız
Su - Meşe - Değirmenler
Dere - Düz - Nekerlikler
Meyve ve Yemişler
Kadın - Erkek isimlerimiz
Güneşli Ayvan
Köyümüzün Tarihi
Köyümüzün Mimarisi
Köyümüzün Coğrafyası
Köyümüzde Tarım
Köyümüze Ulaşım
Köyümüzde Düğün
Köyümüzde Giyim
El Sanatlarımız
Anketimiz

Yeni Sayfamız nasıl olmuş ?

Bundan iyisi yapılamazdı
Çok güzel
Zaten güzeldi
Daha iyi olabilirdi
Beğenmedim

Anketler
Çuvarep Sözlüğümüz
şavşat yöresi ağzı üzerine henüz dilbilim kurallarına uygun bir çalışma yapılamadığı için bu kelimelerin günümüz Türkçesine nasıl aktarılacağı da henüz belirlenmemiştir. Bundan dolayı burada kelimelerin yaklaşık uyarlamalarını esas alarak sıralanmış ve şavşat Yöresi'ndeki okunuş ve söyleniş biçimleri / / arasında verilmiştir. Hiç şüphesiz bu söyleyiş şekilleri şavşat yöresi olarak adlandırılsa da şavşat içerisinde de farklı söyleyiş biçimleri mevcuttur: Bunlardan birincisi, daha çok Ciritdüzü, Veliköy, Düzenli, Kireçli, Yavuzköy gibi şavşat ilçe merkezine daha yakın köylerdeki söyleyiş biçimidir. İkincisi Pınarlı ve çevresinde konuşulan ve özellikle sesli harflerde daha çok ince ünlüler yerine kalın ünlülerin kullanıldığı bir ağızdır. örneğin: "gel" kelimesi birinci bölgede /gäl/, ikinci bölgede ise /gal/ olarak söylenir. Bu söyleniş faklılığı bazı seslerde özellikle e,a oldukça belirgindir. Burada genellikle birinci bölge esas alınmıştır, eğer kelime ikinci bölgeden derlenmişse olduğu gibi aktarılmıştır.

Kelimelerin anlamlarını verirken bu konuda yapılmış ciddi bir çalışma olan Yeni Tarama Sözlüğü* (YTS)'nde yer alan kelimeleri ve anlamlarını ayrıca dipnotlarla verilmiştir. Aynı kelime farklı anlamlarda kullanıldığı için buraya tekrar alma ihtiyacı hissedilmiştir. öte yandan Journal of Turkish Studies (JTS)'te yayımlanan makalede bazı kelimelerle ilgili bir çalışma yer aldığı için bu da burada belirttilmiştir.


Kelimeleri aktarırken yöre ağzındaki sesleri kaybetmemek için diğer yöre ağzı çalışmalarında olduğu gibi ek sesler kullanıldı. Bu sesler:

ä     bu ses "e" ile "a" sesi arasında bir ses olup özellikle "l" harfinden önce kullanılmaktadır. Bu ses Türkçenin en eski dönemlerinden beri kullanılmakta olup Azeri Türkçesindeki ä ile aynıdır.
í     bu ses "ı" ile "i" arası sestir.
ó     bu ses "o" ile "ö" arası sestir.
ú     bu ses "u" ile "ü" arası sestir.
çc     bu ses "ç" sesinden daha sert bir sestir. "ç" ye göre daha geriden çıkartılır.
ts     bu ses "t" ile "s" sesinin birleşmesinden oluşmuş gibi çıkan Rusça'da bulunan sestir.
t     Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "t" altında nokta simgesiyle gösterilen ve Arapça "tı" harfiyle simgelelen sestir.
x     Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "h" altında çengel simgesiyle gösterilen ve Arapça "hı" harfiyle simgelelen sestir.
q     Osmanlı Türkçesinde kullanılan ve çeviriyazıda "k" altında nokta simgesiyle gösterilen ve Arapça "kaf" harfiyle simgelelen kalın k sesidir.
µ     "p" sesinden daha sert bir "p" dir.
kg    "k" ile "g arasından çıkartılan sert sestir.


SöZLüK


aban- /aban-/: hızlıca vurmak "topa bir aban hala!"
abaza /abaza/: 1.örgünün lastik kısmı "çorabın abazasıni biturdum". 2. yünü kısa hayvan.
abeşik /abeşik/: orman muhafaza memuru.
ablı /abli/: külün üzerinde uçuşan beyaz tanecikler.
abo /abo/: süt anne
abrıl /abril/: Nisan ayı.
abril /abril/: halk takviminde Nisan ayı.[1]
abu /abu/: 1."bu" işaret sıfatı ve zamiri. 2. şaşma ve korku ünlemi "abuuna qadar böyük ağaç!" , "beni abu
(adam) dögdi".[2]
abur /abur/: yüz, yanak "bögün genä aburlarıni tökmiş".
abura(y)/abura(y)/: bura, burası "aburaya gäl".
abursuz/abursuz/: suratsız.
abutarat, abutarak /abuşarat/ /abu-şaraq/: geniş yaprakları olan bodur bir yayla bitkisi.
aca /aca/: acabaş
acanta /acanta/: yeni, orijinal "acanta araba".
acıklan-/acıxlan-/: ohlan-mak "niya acıxlaniyersınş"
acış- /acış-/: bir yeri acımak,ağrımak. [3]
acıştır- /acişşur-/: acıtmak, canını yakmak, incitmek.
açacak /açacax/: bilmece. "sana bir açacax sorem".
adamlık/adamlux/ : yetişkinlik.[4]
adla- /adla-/:1. ilerlemek "adla biraz!" 2. ilerleyerek geçmek "beni çox adladi".
afallan-/afalla-/: çok kızmak "babay fena afallandi".
afatlan-/afatlan-/: yemek, afet yemiş olmak "afatlandi getdi"
ağ /ağ/: elbisede iki bacak arası kısmı.[5]
ağa /ağa/: (argo) ayı "ağa bizim almalari yoxlamiş".
ağa /ağa/: bey, kadının eşi, koca.
ağar- /ağar-/: beyazlamak, aklanmak "bu çamaşur heç ağarmadi".
ağartı /ağarti/: süt ürünleri.
ağcıl /ağcil/: beyazımsı.
ağırbar/ağırbar/: bir halk oyunu türü.
ağırla-/ağırla-/: hürmet etmek,saygı göstermek, ikramda bulu bulu bulunmak. "orda beni çox eyi
ağırladilar". [6]
ağırlık/ağırlux/: yük, eşya. "yayla ağırluği tamam" . [7]
ağırşak/ağırşax/: yün iğinin başına takılan topaç. [8]
ağlağan/ağlağan/: çok ağlayan "bu na ağlağan çocux beylä".
ağu /ağu/: zehir.
ağula- /ağula-/: (böcek) ısırarak zehirini akıtmak. "çocuği yilän ağulamiş".
ağuz /ağuz/: doğurmuş ineğin ilk sütü. [9]
âh /äh/: hayır!, yok, değil!.
ahan /ahan/: ahha, işte.
ahan /ahan/: işte!
ahırlama/axırlama/: üstelik, bir de... "axırlama bizeä küfretti"
ahpun/ahbun/axµun/: biriktirilmiş hayvan gübresi.
ahu /axo/: ormandan açılmış arazi.
akak /axax/: suyun akıntılı yeri.
akçıl /ağcıl/: beyazımsı. [10]
akri /aqri/: dayanıklı bir tür ağaç.[11]
akşamla- /axşamla-/: geceyi herhangi bir yerde geçirmek. [12]
akşamlık/axşamlux/: akşam ye-meği "axşamluği yedux".
akuşka /aquşqa/: pencere çerçe-vesi.
alaca /alaca/: karışık renkli "alaca şana". [13]
alış- /aliş-/: ateşle tutuşmak, yanmaya başlamak.
alıştur-/alışşur-/: ateşlemek, tutuşturmak "çox çabaladım ama sobayi alışşuramadım".
Allahınse /Allahınse/: "Allahını seversen" in kısaltılmış şekli olarak, bir seslenme ünlemi biçimindi kullanılır, "acaba" anlamını taşır. "Allahınse bögún sizä kim gäldi".
alot /alot/: eskiden çamaşır yıkamada kullanılan beyaz kil.
amuca, emicä /amuca//emicä/: amca, emi.
anaç /anaç/: olgun (dişi).
anafor /anafor/: iki yüzlü "na qadar anafor biri".
analık /analux/: üvey anne. "ana analux olursa baba da tanış Ermäni olur" . [14]
anğıl- /anğıl-/: anılıyor ol-mak. [15]
anğut /anğut/: renkli meyvası olan bir dut türü.
anslı /antsli/: siyah tanecikli meyvası olan yabani bir bitki türü. [16]
apalak /aµalax/: yavru "aµalağa şaµalax, kel başa şimşir şarax" [17]
apar- /apar-/: hırsızlık yaparak çalmak, kaçırmak. [18]
aprak /apraq/: gözü şaşı.
aralık /aralux/: geçit yeri.
arkalan- /arxalan-/: arkasına alıp götürmek, yüklenerek götürmek.
arkı /arki/: su değirmeninde dingilin başına takılan ve taşı çevirmeye yarayan demir.
artak /arşax/: beşikte çocuğu tutan kumaş kemer çifti.
artaşan/arşaşan/: üzerinde odun kırılan kütük.
artık /artux/: (zarf) daha sonra, bundan sonra "artux ordan qaxıp evına gediyer" "daha sonra kalkıp evine
gidiyor".
artık /artux/: 1.artık, artmış olan. 2. yedikten ya da içtikten sonra arta kalan kısım.
aruna /aruna/: kara saban.
asılsız /asılsız/: asaletsiz, soysuy.[19]
asma /asma/: iki ya da daha çok mısır meyvesinin kuçanlarıyla birbirine bağlanmış hali.
astam /asşam/: ev içinde kullanılan küçük kürek.
aş- /aş-/: erkek hayvan çiftleşmek için dişi hayvana binmek. [20]
aş /aş/: yemek, yiyecek. [21]
aşırtma/aşurtma/: elbise kolanı. [22]
atazla-/aşazla-/: birisinin fena halde canını yakmak.
atul /atol/: kımı bitkisinin kökü.
avun- /avun-/: dişi hayvan erkek istemek.
ayakla-/ayaxla-/: yeni yılda bir evi ilk ziyaret eden olmak. "bizi bu sene sän ayaxladın".
ayar /ayar/: eşit, yaşıt, aynı. "sanınan ben bir ayarux".
ayaz /ayaz/: bulutsuz açık hava, soğuk hava. [23]
aygırlan- /ayğırlan-/: aygır gibi kaba davranmak. [24]
ayık /ayux/: uyanık, uyumamış.
ayırtla-/ayırtla-/: ayıkla-mak.[25]
az- /az-/: yaramazlık yap-mak.
azırga- /azırğa-/: gözüne az görünmek, az görmek, yeterli bulmamak. [26]
azman /azman/: iğdiş hayvan.
azraz/ezrez/azraz//ezrez/: kü-çük ve kahverengi meyvesi olan bir ağaç türü ve bu ağacın meyvesi.
babalık/babalux/: üvey baba.
badıya /badiya/: ayaklı büyük bakır tas. [27]
badla- /badla-/: bendetmek, bağlamak.
bâgâ /bägä/: ahırda ağaçtan yapılmış hayvan yemliği.
bagen /bägen/: içinde mısır dövülen ayaklı sandık.
bağ /bağ/: bir tutam. [28]
bağaç /bağaç/: içini çekmemiş (ekmek).
bakacak/baxacax/: üstün
bala /bala/: yavru. [31]
bangılda-/bangılda-/: "bang" diye yere yıkılmak.
barem /barem/: anlamında edat.
başşağı/başşaği/: baş aşağı.
bayak /bayax/: demin, az önce. [32]
bazlama/bazlama/: 1.bir ekmek türü.    2.şişman. [33]
beç /beç/: bedevre açma aleti. 2.kalın kafalı, ahmak.
bed /bed/: çirkin.
bedevre/bedevrä/: eskiden çatı örtmede kullanılan ve özel tomruğundan yarılarak elde edilen tahta.
bellile-/bellila-/: belirlemek.
ber(e) /berä/: açık koyun ağılı.
beres /beres/: aksi, ters (insan).
berf /berf/: yere inmiş kar.
berrevlen-/berrävlan-/: birden kızıp köpürmek.
bez- /bez-/: bıkıp usanmak "bezdim sänın abu xuyundan"
bıçaklık/biçaxlux/: hayvanlarda boyun altından sarkan deri.
bıldır /bıldır/: geçen yıl.[34]
bızıkı /bızıqi/: eşek arısı.
bibi /bibi/: hala, babanın kız kardeşi.
biçenek /biçenek/: dağda ya da yaylada otu biçilen çayır.
biçirgen/biçırğan/: parmaklar arasında oluşan bir yara türü. [35]
bijijo / bicice /bicico/ /bijijo/: kozalak.
bikri /bikri/: hozan dikeni.
bilevle-/bilävla-/: bilemek.
birden /birdän/: aniden, ansızın. "birdän oni qarşımda gördúm".
birik- /birik-/: birleşmek, yapışmak. "qırıx etmek birikmaz".
bişi /bişi/: yağda kızartılarak yapılan         ekmek.[36]
bitevi /bitävi/: bütünüyle, tama-mıyla.
bitrüm /bitrüm/: her şeyi kolayca başaran, kafası iyi çalışan, zeki. [37]
boçu /bocço/: örümcek.
boçuç yuva /bocçocçuva/: örümcek ağı.
bogrum /boğrum/: b.-ay: eskiden eylül ayı.
boğanak/boğanax/: kapalı, havasız yer.
boğaza /boğoza/: boğazına düşkün, obur.
borı /bori/: iri kara sinek.
borıyola/borıyola/: iri eşek arısı.
boyak /boyax/: boya.[38]
boylama/boylama/: kadın entarisi.
boynuzla-/buynuzla-/: boynuz ile tos vurmak.
boz- /boz-/: birisini rencide etmek, gülünç duruma düşürmek, alay etmek.
bögrüş-/bögrüş-/: hayvanlar birlikte böğürmek. [39]
buculan-/buculan-/: el ya da ayakları uyuşmak.
buçula /bucçula/: küçük su değirmeni.
buda- /buda-/: (birisini)paylamak, lafla azarlamak.
buğ /buğ/: buğu, buhar. [40]
buhari /buxarı/: baca.
bujlan-/bujlan-/ /buclan--/: buculanmak, uyuşmak.
bukağı /buxax/: boğazdan sarkan et.
bukağı /buxaxı/: boğazın alt kısmından sarkan deri.
bulama /bulama/ doğuran ineğin ilk sütü ve bu sütten yapılan tatlı.
bumbuz /bumbuz/: buz gibi.
burç /burç/: kukul, tomurcuk.
burğullan- /burğullan-/: bulgur gibi kaynamak. 2.bolca fışkırmak (pınar).
burut /burut/: sersem koyun.
büğrü /bügri/: eğri "-egri bügri nera gediyersinş -tepesi delük sana naş 41
caba /caba/: çaba, zor iş.
cac /cac/: tarlada tapanın arkasına bağlanan dallı ağaç.
cadak /cadax/: cadde.
cakva /caqva/: ağzı biraz yuvar-latılmış bıçak.
calğazan /calğazan/: kurnaz, hilekar.
camuş /camuş/: manda.
canc /canç/: bol meyve yüklü ağaç.
canlı /canni/: ayı.
cazı /cazi/: cadı.
cazılan- /cazilan-/: cadı gibi davranmak, kendine göre bazı kehanetlerde bulunmak. [41]
cendek /cendek/: hayvan cesedi, murdar ceset.
cendek /cendek/: leş, ceset.
cepken /cepken/: yelek.
cığız /cığız/: iyilik sevmeyen.
cılğa /cılğa/: küçük kara saban.
cımaq /cımaq/: ekşimiş. [42]
cıncık /cıncıx/: nakış, süs.
cıncıkla- /cıncıxla-/: nakış dizmek, süslemek.
cıngılda- /csıngılda-/: (kulak) ses çıkarmak.
cırcır /cırcır/: fermuar.
cıyakala /ciyaqelä/: solucan. [43]
ciğer /ciger/: 1.organ ciğer 2.dost, akran, akraba. "Gözún kim oydiş -Ciger. -Oniçún derín oymiş."
ciğer /ciğer/: 1.organ2.dost, akraba, yakın.
cil /cil/: buğday çimeni.
cillen- /cillän-/: (ekilmiş buğday) çimlenip filizlenmek.
cimcime /cimcimä/: yumuşamış sulak arazi.
cincavat /cincavat/: kötü huylu (kadın).
civankaşı /civanqaşi/: bir tür nakış.
co(n)ç /conç/: çok, bol. "bu almanın ustı conç".
cok /coq/: uzun sopa.
coka /coqa/: şal ceket.
col(a)/jöle /cola//jola/: bir diken türü ve onun siyah meyvesi.
colput /colpot/ hantal (kişi).
cuma /cuma/: c. akşamı /c. axşami/: perşembe günü.
cura /cura/: çeşit, tür "bu kalemlar hep bir cura".
curcuna /curcuna/: gürültü, patırtı, gürültülü patırtılı eğlence. [44]
cücük /cücük/: civciv. [45]
cüne /cüne/: suç "bu gena bir cüna işladi".
çaça /çcaçca/: dut meyvesinin ezilmiş hali.
çaçan /çaçan/: kıldan örülerek yapılan ve eskiden süt süzmek için kullanılan örgü.
çaçıyan /çaçiyan/: kılığı bozuk kimse.
çaçuna /çaçuna/: çaçıyan.
çadı /çcadi/: mısır ekmeği.
çağ /çcağ/: çorap şişi.
çakçak /çaxçax/: su değirmeninde taşın üzerinde bulunan ve taş döndükçe "çak çak" diye ses çıkaran ağaca
çakılı nallar. [46]
çakır /çaxır/: rakı.
çal- /çal-/: yüzeyine sürmek. [47]
çal /çcal/: ince uzun sırık.
çala /çala/: mısır bitkisinin sapı.
çalaçuna /çalaçuna/: darmadağınık.
çalağan /çalağan/: atmaca kuşu.
çalahaş /çalaxaş/: beşiğe konan çaput ya da poçuçtan yapılmış döşek.
çaldak /çaldax/: keçeleşmiş koyun yünü.
çalım /çalım/: çelme.    
çalın- /çalın-/: felce uğramak.
çamla- /çamla-/: engellemek.
çan /çcan/: burulmuş tosun.
çançur /çcançcur/: siyah tamaz eriği.
çank /çcank/: kedi ya da köpek pençesi.
çap çap /çcaµ çcaµ/: şapır şapır diye.[48]
çapa /çapa/: bahçe işlerinde kullanılan kazma.
çapala- /çapala-/: çapa ile toprağı havalandırmak.
çaplat- /çcaµlat-/: "çap" diye vurmak, vurmak.
çar /çar/: baş örtüsü. [49]
çarbadan /çarbadan/: para alarak atıyla yük taşıyan kişi.
çarhala /çcarxala/: şeker pancarı.
çatan /çatan/: gübre sepeti.
çayır /çayir/: ç.-ay: çayır ayı, eski temmuz ayı.
çeçel(a) /çceçcel/: mavi gözlü.
çegil /çegil/: çakıl taşı yığıntısı.
çekede /çekedä/: eskiden bir tür kadın ceketi.
çember /çember/: başa giyilen kadın fesinin iki tarafını tutan ve siyah toz boncuktan yapılmış bağ.
çemle- /çemlä-/: kolları veya bacakların paçasını sıvamak. "qolların çemlä da çamaşura başla"
çemsit- /çemsit-/: kaçınmak. "san bu iştan çemsitiyersin".
çenç /çenç/: 1. fasülye tanelerini saran kabuğun kurumuş hali. 2. meyvelerin çekirdekli iç kısmı.
çençle- /çençla-/: dişleriyle öğütüp bırakmak.
çent- /çent-/: çendelemek, yontmak, oğramak. [50]
çeper /çeper/: ağaç çit ya da engel.
çepiç /çepiç/: keçi yavrusu. [51]
çerkes /çerkes/: göğsü ilikli, beli ince palto, çerkesler ve İran Azerbaycanı halkı arasında çok giyilir.
çerme /çermä/: ılık kaynak suyu.
çerpeş /çerpeş/: sulu kar.
çetinlen- /çetinnan-/: bir işi yapmaya üşenmek, erinmek.
çeynem /çeynäm/: bir defada ağızda çiğnenecek kadar. [52]
çıbıl /çcıbıl/: çok fakir, herhangi birşeyi bulunmayan.
çığa /çcığa/: çağa, küçük çocuk.
çığır- /çığır-/: seslenmek, bağırmak, çağırmak.[53]
çığna- /çığna-/: ayaklarıyla üzerinde gezmek. "yatahlari çığnama!".
çınçar /çcinçcar/: ısırgan otu. [54]
çınçuk /çcınçcux/: tavuğun taşlık organı.
çınşla- /çınşla-/: kağıt karalamak.        
çıpık /çcıµıx/: çapak.
çıpırt /çcıµırt/: çıpık.
çırbağa /çcırbağa/: yaramaz ya da cılız         çocuk. [55]
çırçıbıl/çcıçcıbıl/: iyice fakir, herşeyden yoksun.
çırmala- /çcırmala-/: tır-malamak.
çırnak /çcırnax/: sarı, koyun zili.
çırtım /çcırşım/: zerre miktarı, damla. "bir çsırtım su bilä vermädi".
çırtlat- /çcırtlat-/: sıkarak suyunu fışkırtmak.
çısha /çcisxa/: tohumluk soğan kellesi.
çıta- /çcışa-/: son haddine kadar doldurmak.
çıtına /çcişinä/: küçük delik.
çıyan /çciyan/: meyve kurdu. [56]
çız /çcız/: çizgi.
çiç /çiç/: aşırı inatçı.
çiçur /çciçcur/: iri dudak.
çiğin /çiğin/: omuz
çiğir- /çigir-/: birisine karşı soğukluk hissetmek, birisini önceden severken daha sonra sevmemek. " çocuh anasından çigirmiş".
çiğit /çigit/: çekirdek.
çiğnen- /çeynän-/: geviş getirmek.
çil /çcil/: hasır örme otu.
çile- /çilä-/: hafiften su serpiştirmek. [57]
çillik /çillik/: güveçten daha küçük toprak kap.
çim- /çim-/: su ile yıkan-mak, banyo yapmak. [58]
çimon /çimon/: tulum çalgı aletinin bir parçası.
çişger /çcişgär/: çit kapası.
çit /çit/: kadınların başına sardıkları beyaz şerit.
çit /çit/: kadınların leçeğin üstüne sıktıkları ve onu başta tutmaya yarayan tülbent.
çivle- /çsivlä-/: tiz bir sesle bağırmak.
çivlek /çcivlek/: ağaçtan yapılmış kadı mandalı.
çizme /çızma/: çizme
çoçla- /çoçla-/: emeklemek.
çoka /çoqa/: eskiden yünden erkek ceketi.
çokçana /çoxçana/: çokça, bol olarak.
çokuş- /çoquş-/: kalabalık meydana getirmek.
çolak /çolax/: sol elini daha çok kullanan.
çomuş- /çomuş-/: meyve suyunu kaybedip buruşmak.
çopur /çopur/: taranmış yünden arta kalan kısım. [59]
çor /çor/: bir çeşit öldürücü hayvan hastalığı.
çorlu /çorlı/: hastalıklı (hayvan).
çökek /çökek/: çöküntü, kuytu yer.
çönkür- /çönkür-/: (köpek) havlamak.
çuçul /çcuçcul/: civciv.
çuk /çcuq/: çuma.
çuma /çuma/: kaymağı alınmış süt.
çürük /çürük/: ç.-ay: eskiden ağustos ayı
dagana /dägänä/: tahtadan yapılmış büyük süzgeçli sandık.
dağ /dağ/: 1. kızgın demirin vücuttaki izi. 2. mecazi. dert, yara, gönül yarası.
dağla- /dağla-/: kızgın demirle vücudu yakmak. 2. mecazi. gönül yarası almak.
dal /şal/: 1. ağaç dalı. 2. omuz (organ). 3.bir dizi boncuk.
dal /şal/: omuz kısmı.
damça /şamça/: damlacık. "Bir şamça su bilä gälmiyer".
danalık/şanalux/: ahırda danaların kapatıldığı bölge.
dandal /dandal/: ağaç gölgelik.
dandu /dando/: hantal kadın.
daraba /daraba/: tahta duvar.
dargala /darğala/: geniş delik ya da geniş yer.
darıl- /şarıl-/:1.birisine küsmek 2.(hayvanı) kovmak, savmak "inegi abelä şarıl!"
darlan- /şarlan-/: 1. bunalmak, sıkılmak, çaresiz kalmak. 2. kızmak "ben sana şarlanmiyerím."
darlan- /şarlan-/: canı sıkılmak. [60]
dayama /şayama/: dik olarak dayatılmış ve çeşitli işlerde kullanmak için ayrılmış odun kütüğü.
debe /debe/: fıtık.
deber- /debär-/: depreşmek.
dedlen- /dedlän-/: lekelenmek.
degenek /degenek/: değnek.[61]
degme /degmä/: olur olmaz, sıradan, herbir. [62]
değ- /değmek/:1.değmek, dokunmak 2. birisine ilişmek, şaka yollu takılmak. 3. (köpek) ısırmak için havlamak
yada saldırıya geçmek. "qurda degmiyän it".
dehre /dehre/: ucu kıvrıtılmış nacak. [63]
delice /delicä/: buğday tarlalarında biten ve çok acı olan bir bitki. [64]
demin /demin/: az önce, bayak.
demiravi /demuravi/: elde çıkan çıban, temru.
den /den/: tane" buğday deni".[65]
depren- /deprän-/: faydasız yere telaşlanmak.
dergüle /dergülä/: küçük kil küp.
dergüle /dergülä/: küçük küp
desdeğirmi/desdegirmi/: yusyuvarlak. [66]
deş- /deş-/: delmek. [67]
deşil- /deşıl-/: delinmek. [68]
did- /didmäx/: yolmak, kökünden yolup çıkarmak.
didikle- /didiklä-/: didik didik etmek.
dil /dil/: kağnıda dingili tutan takoslardan her biri.
dil-i huna /dilixuna/: özeği yenilen bir tür bitki.
dincel- /dincäl-/: dinlenmek.
dincelmek /dincäl-/: dinlenmek.
diplenti /diblänti/: yere dökülmüş (meyve).
dirgen /dirgän/: diren. [69]
disgin- /disgin-/: irkmek, sakınmak.
dişe- /dişa-/: (değirmen taşına) diş vermek.[70]
dişle- /dişlä-/: ısırmak.
diz /diz/: namazda rek'at. "dört diz namaz qıldım".
dizkırma /dizqırma/: bir halk oyunu türü.
doğar /toğar/: hayvanlarda yaş.
dolap /dolap/: büyük su değirmeni.
doluk- /şolux-/: ağlayacak hale gelmek, gözleri dolmak.[71]
domuzluk/donğuzlux/: su değirmenin altı.
doyumluk /şoyumlux/: doymaya yetecek kadar.
döldöküm /döltökúm/: d.-ay: eskiden mart ayı.
döney /döney/: bir halk oyunu türü.
döş /döş/: bağır, sine. [72]
döşeklen- /döşeklan-/: kadın doğum yapmak.
döşen- /döşän-/: yola koyulmak.
durul- /dürül-/: durulmak (su). [73]
dutluk /tütlux/: dut ağacının bol olduğu bahçe.
dügdi /dügdi/: balta, çekiç gibi aygıtların sırt tarafı. [74]
düge /dügä/: iki yaşındaki dişi dana. [75]
dügle- /düglä-/: düğümlemek.
düglen- /düglän-/: düğümlenmek. [76]
düğme /dügmä/: zırzayı tutan yuvarlak demir.
dürtle- /dürtlä-/: itmek, ileri itmek, sokmak.
düşelek /düşelek/: mirasta kız kardeşin payı.[77]
düşkünlen-/düşgünnan-/: düşkün olmak, başkalarına muhtaç hale gelmek.
egdi /egdi/: ağaç işlemeciliğinde kullanılan oyma aygıtı. [78]
egiş /egişi/: hamur teknesini kazımada kullanılan kaşık. [79]
eglen- /eylän-/: vakit öldürmek. [80]
eğrice /egricä/: yarım daire şeklinde kıvrılmış ağaç.
ekim /ekim/: e.-ay: ekim ayı.
eksük /eksük//esgük/: eksik. [81]
elçi /elçi/: kız istemeye erkek tarafından gönderilen kişi, aracı.
elçim /elçim/: taranmış yün topağı.
elişi /elişi/: elle yapılan her türlü örgü, dokuma.
elmalık /almalux/: elma ağaçlarının çok bol olduğu bahçe.
emedeni /emedeni/: aniden.
emedeni /emedeni/: ansızın, aniden.
emice /emicä/: amca.
enük /enük/: köpek yavrusu. [82]
erin- /erın-/: üşenmek.
eringen /eringän/: üşenen, tenbel.
eş- /eş-/: kazmak, eşelemek.
eşin- /eşın-/: hayvan ayaklarıyla kendi kendine toprağı eşelemek. [83]
eşki /eşgi/: ekşi, ekşimiş olan. kızılcık, elma, sarul gibi meyvelerin ezilip kurutulmasıyla yapılan pestil.
eşki hamur /eşgi xamur/: sıvı hamur mayası.
et- /etmek/: ekmek (ad).
ev- /ev-/: acele etmek. "san heç evmä , ben bu işi bitürurum".
evelsi /evelsi/: evvelki, bir önceki.
ever- /evär-/: evlendirmek.
evle- /evlä-/: kağnıda dingil yuvasından çıkmak.
evlelük /evlälük/: öğlen yemeği.
evseni /evseni/: deli kimse.
eyilet-/eyilat-/: iyileştirmek.
eylet- /eglat-/: durdurmak.
eylük /eylük/: iyilik. [84]
fel /fel/: iki yüzlülük.
felli /felli/: iki yüzlü kiş
fennik /fennik/: toplantı, kalabalık.
ferik /ferik/: tavuk olmamış civciv. [85]
fetir /fetir/: küçük somun.
fırfır /fırfır/: ortasından iki delik açılarak iplik geçirilmiş ve ipliğin bükülmesi esasına dayanarak iplerden
çekildikçe dönen, tahta parçasından yapılmış oyuncak. [86]
fırlan- /fırlan-/: dolanmak, etrafını dolaşmak, dönmek, çevirmek.
fırsant /fırsant/: fırsat. [87]
fıs /fıs/: çürük ya da içi boş meyve.
fışı /fışi/: eskiden kadınların başa giydiği püsküllü vala. (puşi)
fışkı /fışxi//fıxşi/: koyun gübresi.[88]
fışkılık /fışxilux/: koyun gübresinin saklandığı yer.
fıştıra /fıştra/: büyük düdük.
finik- /finik-/: etrafa koşuşturmak.
fitos /fitoz/: küçük sevimli kız.
fizzahlan- /fizzahlan-/: feryat etmek.
furgunla- /furğunna-/: bolca fışkırmak.
furunç /furunç/: kurutulmuş ya da fırınlanmış armut meyvesi.
gamçura /qamçura/: üç telli küçük saz.
gânakop /gänaqop/: aynı sülaleden olanlar.
geçe /geçä/: yan, taraf, bölge. [89]
gedek /gedek/: manda yavrusu.
gedel /qedel/: tahta duvar.
gelberi /gälberi/: yüksek ağaçlarda meyve toplamaya yarayan ve ucuna küçük sepet takılı uzunca sapı olan
alet.
gemi /gemi/: düven. [90]
gendime /gendirmä/: pişmiş bulgur.
germaşa/germaşa/: söğüde benzer bir bitki türü.
germicek /germicek/: su değir-meninde dingilin başında taşın dönmesini sağlayan küçük ağaç ya da demir.
gerneş-/gernäş-/: gerinmek. [91]
geven /geven/: kökleri hayvanlara da yedirilen bir kır bitkisi. [92]
gezergi/gezärgi/: bulaşıcı hastalık.
gıcır /gıcır/: taze, yeni alınmış, kullanılmamış.
gıpgıcır/gıpgıcır/: yepyeni.
gidele /gidelä/: arka sepeti.
gilek /gilek/: kelep, bukle
.gilik /gilik/: has peynirin yuvarlak hale gelmiş şekli.
girinti /girinti/: gözü açık (kişi).
gizlet-/gizlat-/: gizlemek.
goba /goba/: büyük tahta süzgeç.
goda /goda/: tulum çalgı aletinin bir parçası
gomaçsuna /gomaçsuna/: kaymağı alınmış süt.
gonkla- /gonkla-/: kabaca üst üste eklemek.
gor /gor/: mezar.
gorbagor /gorbagor/: mezarlık.
gorcula /gorcola/: peynir topağı.
goruk /goruk/: sert toprak topağı.
göger- /gögär-/: gök rengine girmek, morarmak.[93]
göğüslük /göslük/: kadın önlüğü, eskiden.
gömlek /kömlek/: bir tür iç elbisesi.
gönüllen- /gövullan-/: birisinden incinmek, kırılmak.
görük- /görük-/: görünmek.
göz /göz/: 1. organ 2. oda, evin bir kısmı. "Onun evi tek göz"
göze /gözä/: 1.delik "gözädan içäri baxşım" 2.oda "evímiz iki gözä".
göze /gözä/: delik, oda.
gözet- /gözät-/: yolunu beklemek. [94]
gurguma /ğurğuma/: akarsuyun akarken döndüğü yer.
gücük /gücük/: şubat ayı.[95]
güğüm /gügüm/: bakır su testisi.
güleç /güleç/: güler yüzlü.[96]
güman /gümän/: 1.şüphe, kuşku. 2.umut, beklenti.
güman- /gümän-/: ummak, beklemek.
güveç /güveç/: kilden yapılmış beyaz küp.
güvezi /güvezi/: eflatun rengi. [97]
güz /güz/: güz.-ayi: ekim ayı.
ğabap /ğaµaµ/: çene altında biriken et.
ğecä /ğecä/: tahta duvarların kesişimi.
ğetet /ğeşeş/: bitki sapı.
ğıc /ğıc/: yerinden çıkarılmayan dişin altından biten ikinci diş.
ğıjla- /ğıcla-/: (su) ğıjj diye ses çıkararak akmak. [98]
ğırıç /ğırıç/: kapı ya da pencerelerin yarı açık hali.
ğırla- /ğırla-/: 1. "gırr" diye yere dökülmek. 2. köpek hırlamak.
ğivi /ğivi/: ağaç içi kurdu.
haçan /haçan/: kaçan, ne zaman ki, nasıl ki...
haçandan /haçandan/: öyle bir şekilde ki... şaşırtıcı bir şekilde.
hakuz /haquz/: tarla sürülürken açılan kanallardan her biri.
halambar /xalambar/: un sandığı.
hamaylı /hamayli/: meşinden üstü kopçalı küçük çanta.
hamdan /hamdan/: yeniden, tekrar baştan, "bu işä hamdan başla!".
hamla- /xamla-/: uzun süre iş yapmadıktan sonra birden işe başlayınca hastalanmak. [99]
hapahaptan /xapaxapşan/: aniden, ansızın.
hapahaptan /xapaxaptan/: aniden, birdenbire "xapaxaptan beni yaxaladilar"
harangal /xarangâl/: geniş.
harbi /harbi/ çabuk, süratli bir şekilde.
harbutla- /xarbutla-/: sıcak ve soğuk suları birbirine karmak.
harfana /harfana/: yöresel yemekli eğlence.
harkalat /harqalat/: kol sepeti.
harmahılat /harmahılat/: karmakarışık.
harman /xarman/: h.-ay:eskiden ağustos ayı.
harşo /xarşo/: yöresel bir yemek çeşidi.
haru /xaro/: kilerlerdeki tahtadan yapılmış geniş un bölmeleri.
haruz /xaros/: nadasa bırakılmış tarla.
hasır /xasır/: mısır koçanlarından örülmüş sergi.
haşar /xaşar/: ince uzun sırık.
haşıl /xaşil/: yöresel bir yemek.
hatırnaz /xatırnaz/: hatırlı, hatrı sayılır.
havs /xavs/: yosun.
hayraz /xayroz/: tarla sürülürken sürülmemiş kalan kısım.
hazein /xazein/:patron.
hazla- /xazla-/: meyveyi bıçakla yarmak veya eti koparmadan lime lime doğramak.
he! /he!/: evet!
hedik,hegit/hedik//hegit/: pişmiş mısır tanesi.
hela /halä/: tuvalet.
helli, hello /helli//hello/: yöresel bir yemek türü.
henek /henek/: şaka.
henkel /xengel/:büyük ip yumağı.
hepengi /xepengi/: kapan.
herk /herg/: sürülmüş toprak.
hıh /xıx/: pis.
hıha /xıxa/: çok, gereğinden fazla.
hıhlan- /xıxlan-/: vücudu keselemek.
hıın! /hıın/: evet!
hılakoba /xılaqoba/: derme çatma.
hılat /xılat/: karışık.
hılatla- /xılatla-/: biribirine karıştırmak.
hınkal /xınkâl/: yöresel bir yemek türü.
hıpız /xıµız/: aşırı cimri.
hıpla- /xıpla-/: dibini kazımak, sıyırarak bir şeyin dibini temizlemek.
hırakla- /xırâkla-/: tencere dibini tutmak.
hırazla- /xırazla-/: tüylerini yakmak.
hırhıt- /xırxıt-/: birisini tenhada sıkıştırmak.
hırlı /xırlı/: doğru, dürüst (kişi), doğru dürüst (iş).
hırtla- /xırtla-/: oyun bozanlık etmek.
hısrak /xisrek/: orta boy kızak.
hışla- /xışla-/: hışş diye ses çıkarmak (özellikle su). [100]
hıştık /xışşıq/: tasma.
him /him/: inşaatın temel çukuru.
hohola /xoxola/: kaba saba.
hop /xop/: kara sabanın tarlayı süren demir kısmı.
horla- /xorla-/: hor görmek.[101]
hoşur /xoşur/: dövülmüş ancak öğütülmemiş kaya tuzu.
hotak /hoşax/: çift sürerken boyunduruğa asılan küçük kütük.
hulıkı /xulıqi/: kertenkele.
hulul /xulul/: turşu haline gelmiş lahana.
huna /xuna/: kulaksız koyun.
hurla- /xurla-/: uyurken horlamak.
huttı /xuttı/: lahana meyvesinin sapı.
ıın! /ıın!/: hayır!
ılışır /ılışır/: geçen yıldan bir önceki yıl.
ıraklaş- /ıraxlaş-/: uzaklaşmak.
ıraklaştır- /ıraxlaşşur-/: uzaklaştırmak. [102]
ırgala- /ırğala-/: kuvvetlice sallamak. [103]
ırgalan- /ırğalan-/: sallanmak, salınmak.
ışhan /ışxan/: filiz. [104]
ışhanla- /ışhanna-/: filiz sürmek.
içerle- /içärlan-/: bir şeyden dolayı alınmak.
ifdi /ifdi/: ilk olarak.
igeş- /igäş-/: rekabet etmek.
ilinti /ilinti/: teğel, ilmik.[105]
irip /irip/: eğri.
ispir /ispir/: avcı bir kuş. [106]
ispirik /ispirik/: odun ya da çıra ufantısı.
istikan/isşikân/:bardak.
istol /isşol, stol/: sandalye.
işak /işax/: sidik
işkillen- /işgillän-/: şüphelenmek. [107]
itdirsegi /itdirsegi/: gözkapağının kirpikle birleştiği yerde çıkan küçük sivilce, incili. [108]
itekle- /iteklä-, yirtekla-/: itmek, dürtmek.
itlen- /itlän-/: sinirlenmek (argo).
izle- /izlä-/: iz yapmak.
jinjile /jinjilä/: grip.
jol/cola /jol//jola/: siyah tanecikli meyvesi olan diken ağacı ve meyvesi.
jonga /jonga/: kaba, iri yoz hayvan.
jurla- /jurla-/:etleri diken diken olmak.
kabalak /qabalax/: bir ucu sarkıtılan bir ucu da başa dolandıktan sonra yana sarkıtılan erkek başlığı, eskiden
sarık.
kabar- /qabar-/: şişmek.
kaç- /qaç-/: koşmak, seğirtmek, kurtulmak. [109]
kaça kaça /qaça qaça/: koşarak.
kaçe /qaçe/: dişi enik.
kaçga /qaçğa/: ağaçtan yapılmış el arabası.
kaçgın /qaçğun/: kaçak, kaçan. [110]
kaçkaça /qaçqaça/: beyazlı karga.
kada- /qada-/: tıka basa doldurmak, tepmek.
kadana /qadana/: köpek tasması.
kağan /kağan/: arslanın yerinden kalkmadan başını dikerek etrafa bakması.
kah /kqäx/ elma kurusu. [111]
kahla- /kqäxla-/: kah yap-mak, güneşte kurutmak. [112]
kakaç /qaqaç/: kuru bitki sapı.
kakaç /qaqaç/: mısır ve benzeri bitkileri kestikten sonra arta kalan kurumuş köklü kısım.
kakal /qaqal/: göz bebeği.
kakala /qaqala/: dolu yağmuru
kakanla- /qaqanna-/:1. tavuk yumurta koyduktan sonra bağırmak. 2.kahkaha ile gülmek (argo).
kaklan- /qaqlan-/: kıvrılmak.
kakoroz /qaqoroz/: ucu kıvrık.
kala- /qala-/: sobaya odun doldurup ateş vermek.
kâlâcoş /kâlâcoş/: yöresel bir çorba türü.
kalat /qalat/: kol sepeti.
kalkışmak /qalxış-/: hep birlikte kalkmak (yataktan), (oturmadan).
kân /kân/: balkon kenarlarını çeviren ağaç korkuluk.
kanavuz /qanavuz/: koyu mavi renk.
kanç /qanç/: pençe.
kançla- /qançla-/: pençe ile tırmalamak.
kandara /kandara/: beşikte el tutma yeri.
kandır- /qandur-/: aldatmak.
kanık- /qanıx-/: bir şeye çok alışmak.
kâp /kâp/: dut pekmezinin köpüğü.
kapan /xapan/: harmanda dövülen mahsülü bir yere yığmaya yarayan büyük tapan.
kapçek /qapçek/: ağaç maşrapa.
kapılo /qapılo/: kapçek.
karaca /qaraca/: külül.
karahşin /qaraxşin/: tulum çalgı aletinin bir parçası.
karakış/qaraqış/: aralık ayı.
karakış /qaraqış/: ocak ayı.
karakura/qaraqura/: genellikle hamile kadınlara korkulu anlar yaşattığına inanılan hayali bir varlık. [113]
karal- /qaral-/: kararmak
karalt- /qaralt-/: karartmak.
karaltı:karartı, gölge.
karama /qarama/: eherin oturak yeri.
kârankâş /kârankâş/: taş taşımada kullanılan çatal kazık.
karapan /qarapan/: samanlığın önündeki örtülü yer.
kargış /qarğış/: beddua.
karışkal /qarışqal/: ince yağan dolu.
kart /qart/: iri yapılı.
kartol, kartop /qarşol/: patates.
kartopu /qartopı/: patates.
karvakan /qarvaqan/: bacayı bedevre ile örterken dizili bedevrelerin üzerine yatay olarak konan ve üzerine
taşlar dizilen bedevre.
kasarak /qatsaraq/: aşırı sıcak hava.
katala- /qatala-/: kovmak.
katlan-/qatlan-/: tahammül etmek, sabretmek. [114]
kav /qav,qâv/: birşeyler çekmeye ya da yolmaya yarayan ucu çatal ağaç.
kavara /qavara/: osuruk.
kavlak /qavlak/: ayakta kurumuş ağaç.
kâvlık /kâvlux/: kendini üstün görme
kavuç /qavuç/: ucu eğilmiş demir ya da ağaç.
kavus /kâus/: eylül ayı.
kavut /qavut/: öğütülmüş furunç. [115]
kaygana /qayğana/: bir tür omlet.
kayınço /qayinço/: kayın birader.
kayıp- /qayıp-/: kaymak eylemi.
kayır- /qayır-/: beslemek.
kaypak /qaypax/: kaygan.
kaytar- /qaytar-/: işten kaçmak.
kazı- /qazı-/: kökünden silmek, tıraş etmek. [116]
kecere /qecerä/: sert, kurumuş.
keh /kgex/: eşek eheri.
kekeç /kekeç/: kekeme. [117]
kelle /kelle/: 1.insan kafası. 2.buğday başağı.
kemçük /kemçük/: çelimsiz kimse.
kenef /kenef/: tuvalet.
kerdik /kerdik/: arpa buğday karışımı ekin.
kerkin-/kerkin-/: sürtmek, sürtüşmek.
kerme /kermä/: koyun gübresi
kersen /kersän/:ağaçtan oyma hamur teknesi.
kert /kert/: 1.kerte.2. bayat (ekmek).
kert- /kert-/: kerte meydana getirmek.
kese /kesä/: kestirme yol, patika.
kesegen/kesegän/: bir domuz türü.
kesek /kesek/: kesilmiş dilim.[118]
kesme /kesmä/: yöresel bir yemek türü.
ket /qet/: ot taşımada kullanılan bir çift ince sırık. [119]
kete /kete/: yöresel bir börek türü. [120]
kevek /kevek/: yumuşak, gevreğimsi.
kıdan /qıdan/: keçi yavrusu.
kıdık /kıdık/: kıdan.
kıfınlanmak /qıfınlan-/: cilve yapmak.
kıjgır- /qıjğır-/: ekşiyerek köpürmek. çok kızmak, sinirlenmek.[121]
kıkı /qıqı/: boğazda çıkan ur. [122]
kıkıl /qıqıl/: simit biçiminde kızartılmış bişi.
kımı /qımı/: turşusu da yapılan bir tür ot.
kınatura /qınaşura/: ıslah edilmemiş yabani elma.
kınçık /qıntçık/: bütünden bir parça, bir zerre.
kınıçga /qınıçqa/: nüfus hüviyet cüzdanı.
kınkla- /qınqla-/: beceriksizce iş görmek.
kıntıravaz /qıntıravaz/: kolay kolay bir şey beğenmeyen kimse.
kırag /qırax/: 1.susuz arazi. 2. bütünün kenarı.[123]
kırcıllan-/qırcıllan-/: (saç)a ak düşmek, beyazlamak.
kırç /qırıç/: sertleşmiş kar yüzeyi.
kırhlık/qırxlux/:koyun yününü kesme makası.[124]
kırıştır- /qırışşur-/: birisiyle oynaşmak (kadın).
kırkal /qırqal/: ağaçtan bükülerek yapılmış hayvan bağı.
kırkat /qırqat/: dikenli bir tür ağaç.
kırkıt /qırqıt/: dayanıklı.
kırkıton /qırqışon/: yemek borusu.
kırmızılan-/qırmızlan-/: kızarmak, kırmızı olmak, (meyve) olgun-laşmak.
kısır /qısır/: hayvanların iki yıl üst üste veya hiç doğurmayanı.
kıskıla- /kıskıla-/: köpeği bir şeyin ya da kimsenin üzerine kışkırtmak, salmak.
kıvranga /qırvanqa, kıvranqa/ yaylı küçük el kantarı.
kıyış- /qıyış-/: birisini bir iş yaptırmaya kıymak.
kibe /kibe/: merdiven.
kileş- /kiläş-/: çamaşırı suda oğuşturmak.
kiniye /kiniyä/: alay.
kinzi /kinzi: bir çeşit kokulu, çorbalara katılan bitki.
kip /kip/: sağlam, dik, yakışarak.
kiraz /kirez/: k.-ay: haziran.
kirkit, kerkit /kirkit/ /kerkit/: tezgahta dokuma tarağı. [125]
kirmen /kirman/: ikinci, ikinci kez biçilen ot.
kirtik /kirtik/: küçük parça.
kitle- /kitlä-/: kilitlemek.
kocal- /qocal-/: kocamak, ihtiyarlamak.[126]
kocalt-/qocalt-/: htiyarlatmak, çok eziyet gösterilmek. [127]
kocor /qocor/: küçük tepe.
kocu /qoco/: çelik çomak oyunu.
koç /qoç/: q.-ay: kasım ayı.
koçik /koçik/: kollu, kazağa benzeyen renkli kumaştan yapılan düğmeli eski kadın elbisesi.
koçik /qoçik/: kadın bluzu.
koçur /koçor/: alna sarkan saç.
kod /qod/: 1.16 dm. küplük ağaç ölçek. 2. su değirmenin kapalı oluğu.
kodluk /qodlux/: bir kodluk bakır tencere.
kodova /qodova/: ağaç kakan.
kofik /kofik/: eskiden başa giyilen kadın giysisi.
kofta /qofşa/: bir çeşit kadın bluzu /eski).
koh /qoh/: eskimiş açık yaranın üzerindeki et ve kan kabuğu.
kohlan-/qoxlan-/: yaranın üzerini zamanla et ve kan tabakası bağlamak.
kokol /qoqol/: boynuzları hilal şeklinde olan öküz.
kokola /qoqola/: üst üste yığılarak oluşturulmuş dik.
kokolla- /qoqolla-/: üst üste yüksekçe yığmak.
kokopa /qoqoµa/: sırt, tepe.
kokoroz /qoqoroz/: dik başlı.
kokur /kokor/: uzun saç, uzun saçlı çocuk.
kol /qol/: 1.kolluk 2.ince uzun sırık. 3.tarlayı çapalarken her bir kişinin çapaladığı yaklaşık beş metre
genişliğindeki kısım.
kola /qolä/: yarılmaya hazır odun kütü-ğü.
kolan /qolan/: at yularının bir parçası.
kolçak /qolçax/: eskiden bir tür erkek bel bağı.
kolçak /qolçax/: eskiden kadınların kollarına geçirdikleri dirseğe kadar olan işlemeli kolluk.
kolluk /qollux/: bir araçta ana gövdeyi taşıyan tek ya da çift ağaç ya da demir.
kolopa /qoloµo/: küçük külek.
kombaş /qombaş/: değneğin başındaki kabarıklık.
kona /qona/: deste, küçük yığın.
konçik /qonçik/: çıra kütüğünden bir parça.
korava /qorava/: marmelat.
korla- /qorla-/: gözetlemek, kollamak.
kort /qort/: çimenlik.
koruk /qorux/: koruma altına alınmış arazi.
korut /korut/: keçi yavrusu.
kosavı /qosavi/: kül değneği.
kosrav /qosrav/: tırpan taşı.
koş- /qoş-/:1.(öküzü) çifte koşmak, bağlamak, 2. tarlayı sürmek.
koş /qoş/: alın.
koşat /qoşat/: ağaç kiriş.
kota /qota/: iplik makarası.
kotata /qoşata/: küçük ağaç kütüğü.
kotazla- /kotäzlä-/: fırlatmak, atmak.
kotik /qotik/: manda yavrusu.
kotor /qoşor/: taneleri alınmış mısır meyvesinin sapı.
kotur /qotur/: 1.yontulmuş odunun üzerinde kalan pürüzler. 2.yaşlı kimse (argo).
köç- /köç-/: (kız) evlenmek.
köç /köç/: otun çayırda bir yere yığılmış hali.
köçür- /köçür-/: (kızı) evlendirmek.
köm /kóm/: koyunların kapatıldığı döşemesiz ahşap ahır.
kömzek /kömzek/: ahırda hayvanların dışkısını dışarı atmak için açılmış delik
körezle- /körezlä-/: fırlatmak.
körle- /körlä-/: üzerini örtmek, kapamak.
körlen- /körlän-/: kesiciliğini yok etmek.
kösnek /kösnek/: kömzeği kapatma kütüğü.
kösnük /kösnük/: çelimsiz.
köylük /köylük/: köylü
kudıyan /qudiyän/: cadı. halkın inanışına göre cadı ve kudıyanın kuyruğu olur. Kudıyan daha kısa kuyruklu olan cadıdır.
kuk /quk/: dizleri eğik oturmuş olan.
kuklan-/quklan-/: dizleri eğik halde oturmak, çömelmek.
kukul /ququl/: 1.tomurcuk.2.(insan için) yavru.[128]
kukullan- /ququllan-/: 1.ağaç tomurcuklanmak. 2. insan evlat sahibi olmak.
kukuso /ququso/: kuyruk sokumu.
kullap /qullep/: eski kapılarda hem kuşak görevi gören hem de kapıyı çerçevesine bağlayan menteşe.
kullap /qululap/: kapı asmaya yarayan büyük çengelli demir.
kulul /qulul/: taranmış yün topağı.
kulun /qulun/: tay. [129]
kulunç /qulunç/: bel romatizması, sırt ağrısı
kumkuma /qumquma/: mürekkep okkası.
kumla- /qumla-/: (su) önüne kum yığılmak.
kunçul /qunçcul/: bir şeyin uç tarafı, uç kısım.
kuntla- /quntla-/: (hayvan) seğirtmek.
kupis /quµis/: cimri.
kur- /qur-/: tasarlamak. [130]
kurat /kurat, qurat/: çocuğu olmayan adam.
kurçs /qurçs/: meyve sapı.
kurık /kurık/: at yavrusu.
kurka /qurqa/: çekirdek.
kurkantal /qurqanşal/: kalitesiz meyve.
kurna /qurna/: musluk.
kursak /qursax/: mide, işkembe.[131]
kuruk /qurux/: kuluçkaya yatmış tavuk.
kurul- /qurul-/: büyüklük taslamak.
kurum /qurum/: baca külü.
kuruşta /quruşşa/: küçük gaz lambası.
kusak /qusax/: kusmuk.
kuskun /qusxun/: atın eherinin bir parçası.[132]
kuy- /quy-/: mısır unu ve kaymakla yapılan bir çeşit yemek.
kuyla- /quyla-/: gömmek.
kuzla- /quzla-/: (kedi, köpek) yavrulamak.[133]
kuzu kulağı /quzı qulağı/: bir tür dağ bitkisi.
kuzuk /quzuk/: kambur.
küci /küci/: cicim dokuma tezgahında ipliklerin arasından geçirildiği alet. [134]
küçük /küçük/:k.-ay: şubat ayı, gücük ayı.
küd /küd/: kötürüm.
küdara /küdara/: kötürüm.
küdlen- /küdlän-/: kötürüm olmak.
küfürgen /küfürgän/ çok küfür söyleyen.
küle /külä/: pişince dağılan ve yörede pek makbul olan bir patates türü.
külek /külek/: tahta kova. [135]
külfet /külfet/: kalabalık, yük.
külül /külül/: siyah bezelye.
künt /künt/: hamur topağı.
küp /kúp/: fırınlanmış büyük toprak çömlek.
kürü- /kürü-/:kürekle kazıyarak atmak, temizlemek.
kürün /kürün/: yalak.
kütan: saban.
lafla- /lafla-/: lafla iknaya çalışmak.
lakaska /laqasqa/: sapan.
lakuma /laquma/: yamukluk.
laş /laş/: dudak.
laşıyan /laşıyan/: iri dudaklı.
lavaş /lavaş/: ince kete.
lazut /lazut/: mısır bitkisi.
leçek /leçek/: beyaz renkli, kadın başörtüsü.
leçek /leçek/: üçgen biçiminde topuğa kadar uzayan beyaz tülbentten baş örtüsü, eskiden kadınlara ait.
leğme /leğmä/: yerdeki sulu kar.
lehle- /lehlä-/: hızlıca solumak.
lek /lekg/: bir ağaç türü.
leke /leke/: korkak. "lekeyi kova kova yüreklendirirsin".
lelinci /lelinci/: yalvarıcı, muhtaç.
lenger /lenger/: büyük tabak.
lığars /lığars/: gevşek et.
lığla- /lığla-/: 1. toprak suyla gevşeyip çökmek. 2. yere yıkılmak, çömelmek.
lıkas /lıqas/: sulu.
lıpız /lıpız/: kel.
liklike /liklikä/: konuşkan sevimli küçük kız.
loda /loda/: büyük ot yığını.
logor /logor/: bedava.
loğ /loğ/: çürümeye yüz tutmuş meyve.
loğla- /loğla-/: bir şeyi ezecek gibi yoğurmak.
loğlan- /loğlan-/:çürümeye yüz tutmak, zamanla suyunu çekmek (meyve).
lokura /lokoro/: sümüklü böcek.
lom /lom/: büyük demir küskü.
löbiye /löbiyä/: fasülye.
löker /löker/: hizmetçi.
lukar /lukar/: yüz parlaklığı.
lurs /lurs/: evin çatısının üçgen şeklindeki baş tarafları.
lülük /lülük/: 1.tulum çalgı aletinin bir parçası 2.çeşmelerde suyun aktığı kısa tahta boru ya da oluk.
maçsla- /maçsla-/: (dana) ineğin memesini süt gelmesi çin ağzına almak, hafifçe ıslatmak.
mağ /mağ/: çatıda herbir bedevre sırası.
mağlata /mağlata/: gürültü, patırtı.
makar /maqar/: düğünde gelini getirmeye giden topluluk.
malağma /malağma/: dövülmüş tahıl.
maluk /malux/: öküz kayışına geçirilen ağaç.
mana /mana/: ağaç küskü.
mancılık /mancılux/: kaldıraç.
manela /manelä/: küçük ağaç küskü.
mangılda- /manqılda-/: (manda) bağırmak.
maran /maran/: kağnı tekerleğinin etrafına geçirilen demir halka.
masalak /matsalaq/: çok ekşi.
masat /masat/: tırpan bileme taşı.
matlı /matlı/: yiyecek maddelerinde türeyen kurtçuk.
mayhoş /mayxoş/: ekşi.
mayınla- /mayınna-/: 1. ağrı azalmak. 2.yan gelmek 3.uyku sarhoşu olmak.
mazı /mazı/: dingil.
mazman /mazman/: kıldan ip büken kimse.
meccane /meccäne/: bedava, karşılıksız olarak.
meçeç /mecçecç/: mantarlaşmış siğil.
mehel /mehel/: zaman, vakit "na mehel gäldın".
menç /menç/: kalça.
merek /merek/: samanlık.
meser /mesär/: tahta çit.
meshal /mesxäl/: küçük kırmızı meyvesi olan bir ağaç türü ve onun meyvesi.
meşe /meşä/:orman.
mızmız /mızmız/: pek nazlı kimse.
midgül /midgül/: mevsimlik gıda maddesi.
mimilö /mimilö/: horoz ibiği.
mitil /mitil/: yün döşeğinde yün doldurutlylan birinci kısım.
mitse /mitsä/: ince kabuklu bal kabağı.
miyenci /miyänci/: alış verişte arabulucu kimse.
molak /molaq/: mavi çiçekli bir bitki türü.
moloz /moloz/: başıboş dolaşan kişi.
momu /momu/: hayali, korkunç bir yaratık.
morkan /morqan/: kabuğu şal boyamada kullanılan bir ağaç türü.
mosmar /mosmar/: büyük çivi.
mostura /mostura/: gösteriş.
mozık /mozık/: iki yaşındaki dana.
mörbet /mörbet/: yardımcı kimse.
mucrum /mucrum/: paramparça olmuş.
muçla- /muçla-/: buruşturmak, kırıştırmak.
mudara /mudara/: işe yaramaz şey.
muğber /muğber/: hasım.
mur /mur/: baca isi.
muşla- /muşla-/: solumak.
muştuk /muşşuq/: su değirmeninde oluğun başına takılan ve içinden suyun fışkırdığı ince ağaç ya da saç boru.
muşuşul /muşuşul/: uyuşuk.
mürgülle- /mürgüllä-/: uyuklamak.
nacak /nacax/: küçük balta.
naçar /nâçar/: işe yaramaz.
nadır /nadır/: kusur, eksiklik.
nağvala /nağvala/: zehir gibi acı olan.
nahır /naxır/: büyükbaş hayvan topluluğu.
nahır /naxır/: hayvan sürüsü "naxır eldän getmiş şä alaca jongayi ariyer"
nakat /nâqat/: çapa yaparken işlenen toprak kesiti.
nakut /nâqut/: zerre.
nalav /nalav/: yıpranmış tırpan ya da bıçak ağzı.
nalıya /nalıya/: üzerinde mısır dövülen yüksek ayaklı sandık.
namazlık /namazlux/: seccade.
napıskal /napısqal/: bütünden koparılmış küçük bir parça.
napızar /napızar, napuzar/: kapı önünde verimli tarla.[141]
narıncı /narıncı/: nar rengi.
nasıbur /nasıbur/: kumaş kenarı.
nat /nat/: tırpan veya tırmık gibi aletlerin sapı.
nataş /naşaş/: çıra parçası.
nav /nav/: tulum çalgı aletinin bir parçası.
nav /nav/: tulum çalgısında düdüğün ucundaki boynuz.
neker /nekger/: meşe ağacının yapraklarından bağlanarak hazırlanmış kışlık hayvan yiyeceği.
nezürgi /nezürgi/: tarla sürmeye ortadan başlandığında oluşan balık sırtı biçimindeki çıkıntı. [142]
nıkart /nıqarş/: gaga.[143]
nıkartla- /nıqarşla-/: gagalamak.
nıkor /nıqor/: hayvanların alnındaki beyazlık.
nogulo /nogulo/: yöresel bir yemek olan kesme çorbasına katılan kurutulmuş makarna.
o geçe /o geçä/: karşı taraf.
o kıbal /o qıbal/: o derecede...
o mehel /o mehel/: o zaman.
obaş /obaş/: sabah alaca karanlık vakti. "öküzläri sabax obaşşan qoşup gedäcaux".
oğluşak /oğluşax/: eş, karı, koca
oğrat- /oğrat-/: geçip gitmek.
oğulluk /oğullux/: üvey oğul.[144]
onca /onca/: bunca "onca zaman nalar oldı".
onsuz /onsuz/: bari..., hiç değilse...
orak /orax/: o.-ay: temmuz ayı.
ortalık /ortalux/: orta, ara yer.
otar- /otar-/: hayvan gütmek.[145]
otarak /otarax/: hayvan otlatma yeri, mera.
oturak /oturax/: oturacak yer, bank,iskemle.
öbürgün /öbürgün/: yarından bir sonraki gün.
ögeç /ögeç/: bir yaşını bitirmiş koyun. [146]
ögey /ügey/: üvey.
öğür al- /ögür al-/: inek gebe kalmak.
ölümcül /ölümcül/: ölecek durumda. [147]
örsele- /orsala-/: bir şeyi elinde fazlaca öteye beriye çevirerek, eziyet vermek.
örtme /ortma/: evin önündeki üstü kapalı oturma yeri, gölgelik. [148].
örtümele /örtümelä/: ağaçtan yapılmış küçük un çanağı.
ötegün /ötegün/: dönden bir önceki gün.
paç et- /µaç et-/: öpmek.
paça /paça/: arı peteği.
paçaç /paçaç/: çömelmiş, yerinden kalkamayan, tenbel.
paçaçlan- /paçaçlan-/: tenbellik etmek, bir iş görürken çok ağır davranmak.
paçınka /paçınqa/: onarım, tamir.
pahangâl /paxangâl/: arızalı, bozuk.
pahıllan- /paxıllan-/: kıskanmak.
palak /palax/: 1. yaprak 2.ayı yavrusu.
palaz /palaz/: bez parçası.
palaza /palaza/: ince kabuklu bal kabağı.
panta /µanşa/: ahlat, dağ armudu.
papa /µaµa/: mısır unu ve su ile yapılan bir tür yemek.
papah /papax/: külah.
papak /papax/: başa giyilen erkek külahı.
papaklan- /papaxlan-/: şişmek, (kaynayan yiyecek) köpürerek taşacak hale gelmek.
papatsele /µaµatselä/: ince şeritler halinde kesilerek kurutulmuş kabak ve bu kabaktan yapılan yemek.
papuç! /papuç!/: yok!, yitti!.
papul /µaµul/: ayakkabı.
park |µarq/: kabarcık.
parklan- /µarqlan-/: kabarcık atmak.
par-lık /parmaxlux/: balkon etrafındaki korkuluk olarak yapılmış ince çıtalar.
parpulla-/parpulla-/: 1.birisini lafla azarlamak, 2.içini dışına çıkarmak, dağıtmak.
pasala /patsala/: öd kesesi.
paska /pasxa/: eski basit ev.
paşka /µaşqa/: paket.
patasın /patasın/: ördek.
patat /patat/: el bezi.
patuna /patuna/: patlatılmış mısır.
peçetle- /peçätlä-/: perçinlemek.
peçük /peçük/: tırpan ağzının geniş tarafı.
peg /peg/: harabe.
peleş /peleş/: boynuzları yana açık öküz.
pelut /pelut, palut/: meşe ağacı.
penzeher /penzeher/: çeşitli hastalıklara iyi geldiğine inanılan göktaşı.
pepele /µeµelä/: kelebek. [149]
peş /peş/: 1.etek dikerken üçgen şeklinde kesilmiş kumaş parçası ve bu parçaların birleştirilmesiyle dikilmiş etek. 2.arka, arka taraf.
peşhun /peşxun/:ağaç sofra.
peşle- /peşlä-/: kovalamak, arkasından takip etmek.
pıçkı /pıçxı/: çalı çırpı.
pıçkılık/pıçxılux/: çalılık.
pırtıklan- /µırşıqlan-/: hayvan aşırı sıcaktan seğirtmek.
pısır- /pısır-/: pörsümek, önceden bol keseden atarken daha sonra morarmak.
pıskır- /pısxır-/: hapşırmak. [150]
pıtu /µışo/: pitik.
pızıklan- /µızıqlan-/: pırtıklanmak.
pikâl /pikâl/: ince tabaka.
pil /pil/: büyük yayvan güveç.
pileki /pileki/: eskiden üzerinde ekmek pişirilen toprak tepsi.
pin /pin/: tavuk kümesi.
pingâl /pingâl, fingâl/ fol yumurta.
pinti /pinti/: aşırı derecede pis kimse.
pipki /pipki/: yeni yağmış tutmayan kar.
pisge /µısgâ/: kibrit.
pisik /pisik/: kedi. [151]
pitik /µişik/: köpek yavrusu.
poçhı /poçxı/: çalı süpürgesi. [152]
poçuç /poçuç/: mısır koçanı.
popuza /popuza/: tohumluk soğanın tepesi.;
portla- /portla-/: balon yapmak, şişmek, şişerek yarılmak.
portlak /portlax/: gözü büyük, bir gözü dışarı çıkmış kimse.
posur- /posur-/: pısırmak.
potluka /potlıqa/: şişe.
potura (k) /poturax/: pıtırak, kıraç arazi.
pöçük /peçük, pöçük/: geri taraf, bir şeyin taban kısmı.
puçı /puçı/: dana.
puğaça /puğaça/: somun ekmek.
pulul /pulul/: küçük ot yığını.
pupu /pupu/: yara.
purçuka /purçuko/: bir yemek türü.
purtı /purtı/: manifatura.
pus /pus/: dağ dumanı, sis. [153]
puskavat /pusqavat/: kısa ömürlü, erken tükenen.
puş /puş/: karın.
puşt /puşt/: hain kimse.
puştla- /puştla-/: ihanet etmek oyun bozanlık etmek.
putur /putur/: yarı çürümüş odun.
pürçek /pürçek/: saç, kâkül, perçem.[154]
rabıtalı /rabıtalı/: doğru düzgün.
rakuna /raquna/: şal tepmeye yarayan ağaç.
ramka /ramqa/: arı kovanı.
rıhla- /rıxla-/: azarlamak.
ruka /ruqa/: ağaç tepsi.ü
sabahlık /sabaxlux/: sabah kahvaltısı.
sadede /sädedä/: tohumluk soğanın tepesi.
sağın /sağın/: sağılan inek.
sahan /sahan/: tabak.
sakavı /saqaví/: bir hayvan (at) hastalığı.
sakla- /saxla-/: korumak, esirgemek. "Allah saxlasın". [155]
saku /saqu/: palto.
sakulak /saqulaq/: meyvelerin olgunlaşmamış hali.
salakâne /salaxana/: başıboş dolaşan, başı boş bir halde...
sälakap /sälaqaµ/: anız.
salbagâ /salbagâ/: tek taraflı hayvan bağlanan ahır.
salma /salma/: başıboş, ortalığa salıverilmiş olarak. [156]
saltabaş /saltabaş/: tek başına, yalnız olarak.
sanahav /sanaxav/: elyaf özelliğini saptamak için ağaçtan alınan örnek.
sanashal /sanasxal, sanaxsal/: ahırda hayvan gübresinin süpürüldüğü kanal.
sancıl- /sancıl-/: saplanmak, batmak.[157]
sanç- /sanç-/: saplamak, batırmak. [158]
sansalak /tsantsalaq/: asma köprü.
sarafla- /sarafla-/: gelin adayı olan kıza bakmak.
saral- /saral-/: sararmak.
sarın- /sarın-/: yere kapanmek.
sartumel /sartumäl/: yastık altına konan tahta yükselti. [159]
sarul /sarol/: can eriği.
sashu /tsasxu/: bir ağaç türü.
saskavı /sasxavı/: bostanda su serpmek için kullanılan avuçlu kürek.
satapav /satapav/: tavan örtüsü olarak kollanılan işlenmemiş ağaç.
satar /satar/: ormanda açık olan dik arazi.
sataşmak /sataşmax/: birisine bulaşmak.
satrav /satrav/: inişli yollarda öküz arabasının arkasına bağlanan dallı ağaç.
satut /satut/: nazlı kimse.
sav- /sav-/: geçiştirmek, başından def etmek. [160]
savacak /savacax/: su arkında suyun önüne konulan açılır kapanır engel. [161]
savayıl /savayıl/: yükseltisi az olan yerleşim yeri.
savuş- /savuş-/: sıvışmak, gizlice kaçmak.
sayıkla- /sayıxla-/: rüyada konuşmak, hayal görmek.
sazak /sazax, sazaq/: keskin vadi soğuğu.
sehim /sehim/: hisse, pay.
sek /seğ/: köpek
selece /salaca/: sedye. [162]
semer /semer/: atlarda yük eheri.
semtli /semtli/: girilmeye elverişli yer.sengo /tsengo/: ceviz meyvesinin yeşil kabuğu.
seperhol /seperxol/: hayvanın kaburgalarının içinin boşaltılarak geri kalan kemik hali.
serevni /serevni/: serbest olan.
sergi /sergi/: kıldan örülmüş kilim.
seyishane /seyisxana/: gelin eşyası.
seylük /seylük/: deli.
sıbır- /sıbır-/: saygısızca alaylı bir şekilde gülümsemek, saygısız davranmak, saygısızca karşı koymak.
sıbırmak /sıbır-/: (köpek) kişinin üzerine hiddetle saldırmak.
sıçratma /sıçratma/: bir halk oyunu hareketi ya da türü.
sıfarı /sıfari/: gizlice.
sıka /tsıqa/: küçük kızak.
sın- /sın-/: sinerek sesizce beklemek.
sınıkçı /sınıxçı/: köylerde kırık çıkık işleriyle ilgilenen kimse. [163]
sıra- /sıra-/: sıra ile işlemek, dikmek.[164]
sırım /sırım/: ince şerit halinde kesilmiş ve dokumada kullanılan deri.
sırıp /tsırıµ/: ince uzun çubuk.
sırıpın /tsırıµın/: tiz ses.
sırıt- /sırıt-/:saygısız bir şekilde gülümsemek.
sırtar- /sırtar-/: sırıtmak.
sıtakan /sışaqan, ısşaqan/: bulguru kabuğundan ayıran değirmen.
sızık /sızıx/: renk şeridi. "mavi sızıxli kömlek aldım".
sinel /tsinel/: meşe ağacından bükülerek yapılan bağ.
singir /singir/: kas, sinir.
sinskal /tsinsqal/: yanarken odundan sıçrayan parça.
sintal /tsinşal/: kedi yavrusu.
sipela /siµelä/: ıhlamur ağacı
sisil /tsitsil/: siğil.
sisip /tsitsip/: göz halindeki çam sakızı.
sisvi /tsitsivi/: kurumuş köknar yaprağı.
soç /soç/: ladin ağacı. [165]
soçeçel /soçeçeyl/: yün tarağı.[166]
sohra /soxra/: baştan savma yapılan iş.
soko /soqo/: yer mantarı. [167]
sonat /sonat/: çıra. [168]
sosula/sosupa /tsotsola/ /tso-tsoµa/: yassı.
sova /sova/: kapı kasası.
soy- /soy-/: derisini yüzmek, elbisesini çıkarmak. [169]
sucu /sucı/: bir beldede su işlerine bakan kimse.
sulu /sulı/: sulu, taze, solmamış. [170]
suro /tsuro/: gübre suyu.
suvar- /suvar-/: sulamak.[171]
sür /sür/: ineğin meme kısmı, yelan.
sürüntü /sürünti/: çok gezen.
sürütme /sürütmä/: kızak ayağı.
süzek /süzek/: süzme aygıtı. [172]
süzme /süzmä/: yoğurt süzülerek elde edilmiş kalın yoğurt.
şadlık /şadlux/: mutluluk, saadet.
şalampur /şalampur/: yarım örülmüş duvar.
şamili /şamili/: bir halk oyunu türü.
şapalak /şaµalax/: şamar.
şarılda- /şırılda-/: su şarıldamak, çağlamak.
şaş /şaş/: şaşı, yanlış.
şaşortu /şaşortı/: yaylacı kadın.
şatafla- /şatafla-/: etrafı birisinden korkar gibi ya da kaçar gibi gözetlemek.
şavelet /şavelet/: ayı oynatan kimse.
şenlik /şennik/: 1.şenlik, mutluluk 2.toplantı, kalabalık, halk "bizdä bu axşam çox şennik varidi" 3.düğün, tören "şennik yapşux"
şılap/şılıp/şılap/: ıslak.
şılıpına/şılıpına/: lek ağacının gövdesinden içi delinerek yapılan ve iki başına ardıç meyvesi kapatılarak bir
çubukla atış yapılan oyuncak.
şımur /şimur/: küflenip çürümeye yüz tutmuş.
şıpla- /şıpla-/: müzevirlik etmek.
şırat /şırat/: peynir suyu.
şıtan- /şitanmah/: yaptıkça hevesi artmak.
şıvan /şivan/: figan.
şiker /şiker/: bir yayala bitkisi.
şin /şin/: öküz arabası tekerleğine geçirilen demir halka.
şişek /şişek/:1.manda yavrusu 2. iki yaşındaki dişi koyun. [173]
şoğurt /şoğurt/: salya.
şor /şor/: tuzlu (peynir).
şorak /şorax/: bataklık yer.
şölve /şölvä/: ışık yansıması.
şum /şum/: asık suratlı.
şumlan-/şumla-/: sefilleşmek, uysallanmak.
şuralla-/şaralla-/: kabaca dikmek.[174]
şüşle- /şüşlä-/: sıcak ortamda dinlenmeye terk etmek, sarıp sarmalamak.
ta- /şa-/: cimri, hasis.
tabak /şabax/: bulaşıcı ve öldürücü bir hayvan hastalığı, şarbon. [175]
tabo /şabo/: ayak dirsekleri biribirine değen hayvan.
tada /şada/: ağabey.
tafra /tafra/: naz.
takaza /taxaza//taqaza/: arızalı, bozuk.
tala- /tala-/: yağmalamak.
talda /şalda/: gölgelik.
taldalan- /şaldalan-/: yağmurda gölgeliğe girmek, gölgelenmek.
tamaz /tamaz/: erik kurusu.
tanış /tanış/: tanıdık, hısım, akraba.
tapan /tapan/: tarlayı sürüp ektikten sonra üzerine gezdirilen kollu odun. [176]
tapla- /şaµla-/: ellerini birşeye bandırmak, daldırmak, hafifçe vurarak şekil vermek. [177]
tapşur- /tapşur-/: yerine iletmek.
tapta- /tapta-/: ayakla çiğnemek.
taptak /taptax/: taptanarak yassı duruma gelmiş.
tapul /tapul/: bir dirgen ot.
tar /tar/: kümeste tavukların oturduğu yüksek ağaç.
taramak /şaramax/: 1. taramak 2. vücuttaki herhangi bir kısmı siğil, sivilce veya hastalık sarmak "onun elläríni meçeç şaramiş"
tarhan /tarxan/: işten soğumuş (kimse)
tarhanla- /tarxanna-/: uzun süre çalışmayarak idmanını yitirerek işten soğumak.
tarpuş /tarpuş/: bakır tabak kapağı.
tart- /şart-/ :yana sarkarak düşecek gibi olmak.
taş göze /şaş gözä/: mısır kalburu.
taşırga- /şaşırğa-/: hayvanın ayaklarını taş döverek gezemeyecek duruma gelmek.
tat /tat/ çorabın bileğe kadar olan ayak kısmı.
tat /tat/: 1.tapanın arkasına bağlanan dallı ağaç. 2. örgüde taban.
tatarzena /tarazana/: sincap.
tatman /tatman/: eldiven.
tavar /şavar/: koyun.
tavarcık /şavarcux/: dağarcık
tavlan- /tavla-/: iyi beslenmiş olmak, şişmanlamak.
tavlı /tavlı/: iyi besili, gürbüz.
tavran- /şavran-/: bitirmeye çalışmak, acele etmek.
tavşal /tavşal/: kalın kadın başörtüsü.
taykeş /taykeş/: uygunsuz eş, birbirinin eşi olmayan.
tegere /tegerä/: tepeye benzer bir şekilde yığılmış.
teke /teke/: erkek keçi yavrusu.
teketek /tekätek/: 1.tek olarak, yalnız başına. 2.bir halk oyunu türü.
tekmük /tekmük/: tekme.
tekne /tekne/: 1. tekne 2.tulum çalgı aletinin bir parçası.
tele /telä/: söğüde benzer bir ağaç türü.
telenk /telenk/: uzayan fasülye v.b. bitkilerin teli, gövdesi ve dalları.
telesik /telesik/: heyecan
tepren- /teprän-/: kımıldamak.
tepret- /teprät-/: kımıldatmak. [178]
tepür /tepur/: ağaç tepsi. [179]
terek /terek/: raf. [180]
termäş /termäş/: hayırsız miras.
teşi /teşi/: iplik bükmeye yarayan büyük iğ.
tez /tez/: erkenden.
tez- /tez-/: kaçıp gitmek.[181]
tezek /tezek/: yakmak için kurutulmuş gübre.
tığ /tığ/: tınaz.
tığa /şığa/: saygısız erkek çocuk.
tığırbı /şığırbı/: hayvan genesi.
tıka /tıqa/: çanak çömlekçilikte kullanılan kil.
tıkanslı /şıxantslı/: bir tür bitki.
tıkna /tıqna, şıqna/: zerre.
tılap /şılaµ/: sulak arazi.
tılız /şılız/: kel.
tınma- /tınma-/: aldırış etmemek. [182]
tırasla- /şırasla-/: sıvı dışkılamak.
tırıkla- /şırıxla-/: ishal nedeniyle sıvı dışkılamak.
tırımlı /tırımlı/: bir tür çalı bitkisi.
tırink /trink/: anında, peşin olarak.
tırmıklantı /şırmıxlantı/: tırmıklama sonunda biriken ot ya da çöp.
tırtır /tırtır, tırtırı/: ince elbise.
tıta /şışa/: bir tür bitki.
tıtak /şışaq/: dirsek.
tızık- /şızıx-/: hayvan seğirtmek.[183]
tiğ /tığ/: 1.örgüde kullanılan alet 2.harmanda savrulmamış ama dövülmüş mahsul.
tike /tikä/: kuşbaşı doğranmış etin bir dilimi.[184]
tikele- /tikäla-/: eti kuşbaşı doğramak.
tikmel /tikmel/: böbrek (organ).
tikmel /tikmel/: böbrek.
tilo /tilo/: naylon çuval.
tintillen- /tintillän-/: uğraştığı halde bir işi bitirememek.
titân /şişän/: keçi yavrusu.
tivi tivi /şivi şivi/: dedikodu.
toğulğa /toğulğa/: tolga, miğfer.
tokabur /toqabur/: şişman.
tokaç /toqaç/: mısır dövmede kullanılan tokmak.
toklu /toxlı/: iki yaşındaki erkek koyun. [185]
tomruk /şomrux/: ağaç kütüğü. [186]
toparlak /toparlax/: yuvarlak, top gibi.
toprık /toprık/: küçük torba.
torlak /torlax/: acemi.
tosbağa /tosbağa/: kurbağa.
toş /toş/: dallı saçaklı ağaç.
tot /şoş/: hayvan eli.[187]
toy /toy/: 1.taze, genç 2.eğlenceli toplantı.
toz- /toz-/: toz halinde savrulmak. [188]
tozak /tozax/: serpinti, kar serpintisi.
törek /törek/: evlatlar ve torunlar.
tuluk /tulux/: peynir tulumu. [189]
tuman /tuman/: don
tuman /tuman/: kadın donu, şalvar. [190]
tump /tump/:iki tarla arasındaki yükselti.
turuzla- /şuruzla-/: tüyleri hafifçe ateşte yakmak.
tutkun /tutxun/: içine kapanık kişi.
tülek /tülek/: ödlek, korkak.
tümeri /tomarı/: bütünü, hepsi.
tümsük /tümsük/: tarla sürerken kopan toprak topağı, goruk.
tütün /tütün/: hane, ev.
ucundan /ucundan/: ... yüzünden, ... sebebiyle anlamında edat.
udmı /udmı/: murdar.
ufakla- /ufaxla-/: küçültmek. [191]
ufanık /ufanux/: ufanmış. [192]
ufantı /ufantı/: saman.
ufantı /ufantí/: saman
ufat- /ufat-/: ufalamak. [193]
uğun- /uğun-/: 1.keyiflenmek.2.içinden kendi kendine üzülerek mırıldanmak.
uğut /uğut/: soğuktan etkilenmiş hamur.
uhrav /uhräv/: sert bir ağaç türü.
ula /ula/: seslenme edatı.
umaç /umaç/: bir çeşit yemek.[194]
urçsan /urtsan/: çocuk getirmeyen kadın.
urup /urup/: "kod" un dörtte biri büyüklüğünde ölçek.
urva /urva/: ekmek pişirirken hamurdan başka kullanılan un. [195]
usukar /usukar/: ekşimemiş hamur ve ekmeği.
utangan /utanğan/: utangaç, çok utanan. [196]
uvala- /uvala-/: ovmak.
uyat- /uyat-/: 1. (birisini) uyandırmak 2.haberdar etmek.
uyat- /uyat-/: uyandırmak.[197]
uyla- /uyla-/: ısrar etmek, bir konuda ayak diremek.
uylaş- /uylaş-/: birbiriyle bir konuda anlaşmak, uyuşmak. [198]
uyuzlu /uyuzlı/: uyuz hastalığına yakalanmış olan. [199]
ügi /ügi/: toplumdan uzak duran.
üst /ust/: elbise, giysi. "ustunı aç!".
üst /úst/: elbise.
üstlenti /ustlantı/: ağacın üstünden toplanmış meyve.
üşük /üşük/: çok üşüyen (kimse), soğuktan etkilenmiş meyve.
üzgeç /üzgeç, yüzgeç/: yüzgeç. [201]
vala /vala/: çiçekli parlak kumaştan yapılan dört köşeli tülbentten baş örtüsü (eskiden kadınlar).
vala /vala/: kalın kadın baş örtüsü.
var /var/: mal, mülk, servet. [202]
vecahatlı /vecahatlı/: güçlü kuvvetli.
veşvele /veşvelä, meşmelä/: kertenkele.
vışşın /vışşın/: "ah yazık olsun" anlamında acıma sözü.
vire /vire/: devamlı olarak.
virhit /virxit/: çatıda sırıkların konulduğu kiriş.
vur- /vur-/: yamamak, ya-pıştırmak.[203]
yaba /yaba/: sık parmaklı ağaç dirgen.
yağır /yağır/: hayvanların boynunda çıkan mantar.[204]
yağmur /yağmur/: y.-ay: mayıs ayı
yahşı /yaxşı/: iyi, hoş, güzel. [205]
yal /yal/: sıvı hayvan yiyeceği. [206]
yalanla- /yalanna-/: yalancılıkla suçlamak, yalan olduğunu ispata çalışmak. [207]
yalat- /yalat-/: hızlıca vurmak.
yama /yama/: yatık arazi parçası.
yanaşıklı /yanaşuxlı/: kullanmaya elverişli yer.
yanaşma /yanaşma/: bir binaya ek olarak yapılan yapı.
yanbeği /yanbegi/: yamaç.
yankule /yanqula/: oyun alanının dışına çıkma.
yanla- /yanna-/: yan gelmek, yan gelip yatmak, bir işi yapmaya yanaşmamak.
yanpur /yanµur/: yamuk.
yansla- /yansla-/: taklit etmek.
yapince /yapincä/: soğuk günlerde atların üstüne örtülen örtü.
yarak /yarax/: erkeklik organı (argo).
yarmaça /yarmaça/: baltayla yarılan odun kütüğünden ayrılan her bir parça.
yarmaça /yarmaça/: yarılmış, kırılmış odun parçası.
yavşak /yavşax/: bit yavrusu.[208]
yegin /yegin/: titiz.
yeğin /yegín/: becerikli, titiz.
yeke /yekä/: iri yarı.
yekin- /yekin-/: yeltenmek, kalkışmak.
yel dikeni /yel tikäni/: yel hastalığına iyi geldiği inanılan diken.
yelan /yelan/: ineğin meme kısmı, sür.
yello /yello/: aklı bir karış havada.
yencilek /yencilek/: hafif, yünül.[209]
yenç- /yenç-/: ezmek.
yeni dünya /yenidünya/: yeni dünyaya gelmiş çocuk.
yeniş- /yeniş-/: yarışmak, birbirini yenmeye çalışmak. [210]
yerbeyir /yebeyir/: hemen oracıkta.
yerli /yerli/: sabit, yerinden oynamayan.
yeyil- /yeyíl-/: (yiyecek olarak) yenilmek.
yığış- /yığış-/: bir araya yığılmak, toplanmak.
yığnak /yığnax/: toplantı, meclis.[211]
yıl- /yıl-/: bıkmak, usanmak.
yılkı /ilxi/: at sürüsü.
yigirmi /yigirmi, igirmi/: yirmi.
yol- /yol-/: koparmak, tutunduğu yerden ayırmak.
yoluk /yolux/: yolunmuş, tüyleri kopartılmış.
yon- /yon-/: yontmak. [212]
yondur- /yondur-/: yontturmak, başka birisini yontma eylemini yaptırmak.[213]
yonga /yonqa/: odun yontusu.
yordam /yordam/: kılık, kıyafet, gidişat, yol.[214]
yoşa /yoşa/: boyasından faydalanılan kırmızı renkli taş.
yoz /yoz/: iki yaşındaki dana.
yuha /yuxa/: ince, yufka. [215]
yuhı /yuxı/: uyku.
yumru /yumrı/: yuvarlak.
yumul- /yumul-/: umutsuzca yola koyulmak.
yügrül- /yügrül-/: kendi kendine oturduğu yerde sallanmak.
yügür- /yügür-/: çocuğu beşikte sallamak.
yüngül /yüngül/: hafif, yünül. [216]
yüreklendir- /yürekländur-/: cesaret vermek.
yürekli /yürekli/: cesaretli.
yüzü kuylu /yüzi quyli/: yüzü koyun.
zabun /zabun/: güçsüz.
zağar /zağar/: azılı küçük köpek.
zahar /zahar/: galiba.
zangal /zangal/: bir tür erkek çorabı.
zar /zar/: gübre sepeti.
zegen /zegän/: yükseltisi fazla olan yerleşim yeri.
zeh /zeh/: kesici aletlerin keskin kısmı.
zemheri /zemheri/: aralık ayı.
zemheri/zemheri/: ocak ayı.
zenne /zenne/: kadın.
zerbibe /zerbibe/: bir çeşit kumaş.
zerinci /zerinci/: boynu bükük, eli mahkum.
zerinci /zerinci/: yalvarıcı, muhtaç.
zerzebil /zerzebil/: yerle bir.
zevzek /zevzek/: aklı tam olmayan.
zıbar- /zıbar-/: seslice ağlamak.
zıbıdı /zbıdı/: yaramaz çocuk.
zıdla- /zidla-/: birisini düşman belleyip ona elinden gelen acımasızlığı yapmak.
zığarbı /zığarbi/: kirpi.
zığıl, zığır /zığıl//zığır/: diş eti.
zırıkı /zırıqi/: yaramaz çocuk.
zırkol /zırqol/: koltuk altı çıbanı.
zırla- /zırla-/: haddini bilmeden konuşmak.
zırza /zırza/: kapıyı kilitlemede kullanılan çengelli demir.
zırzala- /zırzala-/: zırza ile kapıyı kilitlemek.
zırzop /zırzop/: 1.çabucak,2.deli
zibil /zibil/: çöp. [217]
zindigen /zindigän/: fantezilik.
zoğ /zoğ/:1.hayvan derisinden kesilen ince şerit. 2.çayır biçerken otların oluşturduğu her bir şerit.
zunkal /zunqal/: orospu
zükkam /zükkäm/: nezle.

İletişim için tıklayınız...

Üyelik Menüsü
Üye adı :    
Şifre :    
  
  Üye olun    
  Şifremi Unuttum   
Koşki
Cuvarep.Com Online Msn Destek Cuvarep.Com Online Msn DestekOnline Msn Destek
Chat Yapın
Resimlerimiz
E-Kart Gönderin
Müzik Dinleyin
Türkü Sözlerimiz
Videolarımız
Oyun Oynayın
Cuvarep Forum
Harman Yeri
Mazide Kalan İşler
Ambarla İlgili Herşey
Biçimle İlgili Herşey
Köyümüzden Fısıltılar
DUYURULARIMIZ
ÇALIŞMAYAN BÜTÜN LİNKLER VE SAYFALARIMIZ YENİLENMİŞTİR, SAYFAMIZ YENİLENE KADAR EN GÜZELİYLE İDARE ETMEYE ÇALIŞIYORUZ BİLGİLERİNİZE...

Değerli Ziyaretçilerimiz Resimler Sayfamız Tamamıyla Yenilenmiş Olup Eski - Yeni Tüm Resimlere Bu Yeni Sayfamızdan Ulaşabilir, Sayfaya Resim Gönderebilirsiniz.

Resimlerimizde İsimlerini Yazamadığımız Kişilerin İsimlerini Bize Bildirerek Düzeltilmesini Sağlamanızı         Rica Ediyoruz.

Müzikler bölümümüzden cuvarep.com farkıyla yöresel tüm müziklerimizi sorunsuzca ve keyifle dinleyebilirsiniz.

Cuvarep.Com Web Ekibi olarak Hepinize Sabrınız, Anlayışınız ve Katkılarınız için Teşekkür Ederiz, Saygılarımızla..

Site İstatistiklerimiz
Bugün  Toplam 
 Tekil 34863 
 Çoğul 46059 
 Online
 IP 38.107.191.82 
23-03-2009 günü saat; 17:00'de Online üye sayımız: 11 aynı gün toplam giriş; tekil: 75 çoğul: 98
Yararlı Linkler ve Dostlarımız
Linkler


 
Anasayfa   İletişim