TÜRKİYE

ANA SAYFA HABER FORUM SOHBET RESiMLER VİDEO ZİYARETÇİ DEFTERİ İLETİŞİM ÜYE OL ÜYE GİRİŞİ
Köyden haberler
Düğün, Nişan Haberleri
Vefat, Hasta Haberleri
Kutlamalar, Festivaller
Köyümüzün Askerleri
Muhtarlık Sayfamız
E - Bülten için mail adresiniz :

Msn adresimiz için tıklayınız
Kilitli Ambar
İlk Akla Gelenler
Erken Kaybettiklerimiz
Şehit ve Gazilerimiz
Öğretmenlerimiz
Muhtarlarımız
İmamlarımız
Kaçarak Evlenenler
Köyümüzdeki Küslük
Karapan
Şairlerimiz ve Şiirleri
Oyun ve Eğlencelerimiz
Köyümüzü Gezelim
Çuvarep Sözlüğümüz
Yöresel Bulmacamız
Bilmecelerimiz
Atasözlerimiz
Deyimlerimiz
Manilerimiz
Fıkralarımız
Komunardi
Mahallelerimiz
Yer Adlarımız
Su - Meşe - Değirmenler
Dere - Düz - Nekerlikler
Meyve ve Yemişler
Kadın - Erkek isimlerimiz
Güneşli Ayvan
Köyümüzün Tarihi
Köyümüzün Mimarisi
Köyümüzün Coğrafyası
Köyümüzde Tarım
Köyümüze Ulaşım
Köyümüzde Düğün
Köyümüzde Giyim
El Sanatlarımız
Anketimiz

Yeni Sayfamız nasıl olmuş ?

Bundan iyisi yapılamazdı
Çok güzel
Zaten güzeldi
Daha iyi olabilirdi
Beğenmedim

Anketler
Erken Kaybettiklerimiz

Dile gel söyle şalcı, bu mahzun halin nedir?
Nerede sakinlerin, nerede yaşananlar?
Kalanı göçeniyle onca hayat nerdedir?
İşte…hayat dediğin, ‘bir görümlük perde’dir
Ve çekilmiş perdeler, birkaç ev, yıkık duvar,
Taşında, toprağında nice hatıralar var
öyle bir an gelir ki, anmak yürek parçalar


Ne çabuk unutuyor insan, ne hızlı. Biriyle ünsiyet kurma kolay olduğu gibi, aramızdan göçüp giden aşinaları unutmak da öyle. Köy demek biraz da kalanıyla göçeniyle hikayeler yumağı demek. Kırk odalı konağın kırk penceresi. İşte bir görümlük perdede oynayıp erkenden çekilenler.

HAZIK TADA

(Cicingilden, Yunus Emi’nin kardeşi, Gülçiçek nenenin kocası)
çok genç yaşta hayata veda edenlerden biri de Hazık tada’dır. Talat şimşek’in babasıdır. Vefat ettiğinde oğlu bebek, kızı ise (yadigar) henüz dünyaya gelmemiştir. Vefat sebebi hastalı. Hastalıktan kısa bir süer sonra ebedi istirahatgahına taşınır.
        Gülefer nene’den:
        “ o da gencikan oldi. Gadigar dünyaya galmamişti oldi oki. Kardeşinan biraz soz etmiştilar, doguş olmişti. Fena çekiştilar. Yunus eminan kavgalari çekişlari oldi. Sonra da hastalandi, oldi”
        O yılların –maalesef- en hazin olayları kardeş kavgalarıdır. Arazinin çok değerli olduğu, mal paylaşımının kavga sebebi olduğu seneler. Nitekim ömür boyu konuşmayan kardeşler vardır.



İSLAM çAVUş
(İsmel Dede’nin oğlu, Binali beyin kardeşi)
üç kızı varken genç sayılabilecek yaşta vefat eden kayıplardandır. Hastalanarak yatağa düşmüş, arkasında yeni evlendiği karısı ve üç bebeği bırakmış. Eşi çocularını büyütünceye kadar vefa örneği göstermiş, dul beklemiş. Sonra başkasıyla evlenmiş.
ölümüyle ilgili ayrıntılar –eğer doğruysa- ayrı bir hüzün verir. Toprağa konacağı zaman vücudu henüz sıcakmış. Guslederken göysünden buharlar yükselir. Yıkayanlar bu hala yaşıyor derler. O haliyle defnedilir. Topraktan sesler duyulunda, kabri açılır ama beklide geç kalınmıştır. ölü bedeninin üstüne ikinci defa toprak dökülür. Gencecik bir fidan daha solup gitmiştir şalcı’dan.

İZMULLAH EMİ
(Fahri kılıç’ın kardeşi)
        Yine askerlik dönüşü genç yaşta kaybettiğimiz bu insanı fazla tanımıyoruz. İsminin nereden geldiğini bilmediğimiz gibi. Sevdiği ve kaçırdığı hanımını bırakarak göçüp gitmiş. çocuğu olmadığı için arkasında bir şey bırakmadan.
        “ çoh erkendan oldi. Karısi balvanaya koçti. Askerdan galmişti. Sigaraya şekeri katmiş ela içimiş bir hafta boyuca. Ondan hastalanıp olmiş, ela dedilar. Yalan idi, gerçek idi bilmam.
        -çocukları var mıydı?
        -Yoğidi. çocuğa kalmadi. Kaçurdi kızi, askera getti, askerdan galur galmaz da oldi.”

SüMMANİ çAVUş
(Hocagilden Mikail UZUN’UN babası)
Henüz asker olmadan evlenen Sümmani Uzun’un iki çocuğu vardır. Mikail ve Ayşe. Babsı Ali dede gurbettedir. (Aşık sefil Ali o dönemde Alaca’dadır. Askerlik dönüşü vefat eder. çocuklarının biri altı diğeri henüz dört yaşındadır. ölüm sebebi kimilerine göre salgın bir hastalık, kimilerine göre üşütme. Eski mektep inşaatında çalışan işçilere gelen yemekten hastalığı kapmıştır. Ya da ciğerlerini üşütmüştür. Kısa bir süre yattıktan sonra vefat etmiştir.
        Gülefer nenenin ağzından:
        “ela kara buyuhlari varidi ki. Yahuşuhliydi. Eski mektebın orada okulun lojmanıni yapiyerdilar. Orada çalişiyerdilar. çoh ey usta idi. Fena usta idi. Mikail babasına çekti bahsan, elından her iş galur. Askerdan galdi, ela oldi. Yatti ama az yatti. Okuli yapmada hastalandi. On beş gün şehriban neneyi mezardan gaturamadilar. Orada yatti. Dedilar ki uşutti. Ordan galdi evda yatti . Tezikan oldi.
        -Kıran filan değil yani?
        -Ela bişey yoğidi, eşitmamişım.”
        Gelini Sultan uzun’un ağzından.
“o zaman kıran vardi. Hastalanıp yatan on güni geçarsa yaşiyerdi. Dedey onunci gun vefat etmiş. Gaturulan bir yemek hasta etmiş. Dedey demişki, bu yemektan rahatsız oldum, yeyınca bana bişey oldi. Neneyi mezardan gaturamamişlar. çocuhlari da yanında. Dort sene askerda kalmiş heç galmamiş. Galur galmaz da olmiş, kolay mi?”
1940’lı yıllar. Geçimin tek yolu ahırdaki hayvanlar ve el emeği. İşlenen az bir arazi. Tarla , çayır, bostan ve birde yaprak kırılan meşelikler. Başında babası yok. Erken evlenmiştir. 2. Dünya savaşı yılları. Dört yıl süren askerlikten dönmüştür. Tam dört yıl memleketine dönmemiş. Vefat ettiğinde iki yetim bırakır. Bir de zaten yokluğunda erkek işlerini çevirmek zorunda kalan, genç bir eş. Ali dede gurbete giderken dokuz altına arazileri satmış. Birkaç parça yer vardır. Oğlunun vefatıyla gider zorla getirirler babası Ali dedeyi. Evin erkeği yoktur çünkü. Arazinin bir kısmı geri alınır. şehriban nene askerden yeni dönen eşine daha doyamadan mezara koymuştur. Yemeği içmeyi bırakmış, yanında çocukları mezarda kalmaktadır. Onbeş gün mezarın başından kaldıramazlar onu. Allah gani gani rahmet etsin.

FARİZ EMİ
(Gülogildan. Molla dede’nin oğlu)
        Yine genç yaşta ahiret yurduna göçüp, geride dul bir eş bırakanlardan biri de fariz çavuştur. Gülogilden Molla dedenin oğludur. Belki hocalığı olduğu için adına molla Muhammed derlermiş. Henüz yei evliyken veremden öldüğü biliniyor. Oturduğu ev de yıkılmış. Biz yaştakiler (1970 sorasında doğanlar) ondan dul kalan “şazo neneyi” tanır sadece. (Cicingilden Merhum Suli eminin bacısıdır) şazo nene hala yaşıyor. Allah kendisine uzun ömürler versin. (keşke onun ağzından dinleyebilseydik. Belki başkaları bizim adımıza onun anlatacaklarını kaydeder.)
        “verem hasataluğuna duşti ondan oldi. Evliydi. şazoyi almişti. şazo bibi ondan sonra evlanmadi. Topal idi. Başkasından geri galmişti, ona koçti. Nasıl evlansın sonra. şimdi de huzur evındayimiş. İki oğli var.
        -Niye molla demişler?
        -molla idi. Biraz hocaluği vardi. Derın degil idi ama molla derlardi. Molla dedey hocaydi. Cenazaya gedar o ohurdi. Oğlunda da vardi hocaluh.”

SüLEYMAN DURMUş
(Bilgen bibi’nin kocası. Sait durmuş’un babası)
        Geride dört yetip bırakıp, genç sayılabilecek yaşta vefat ederek köyü hüzne boğanlardan biri de Süleyman Durmuş’tur. Kendisi de yetim, babası hayatta değildir. Annesi hayattadır sadece. En küçük oğlu babası vefat ettiğinde onu hatırlayamayacak kadar küçüktür.
        O erken yaşta gurbetin yolunu tutmuş az sayıda insandan biridir. Dışarıyı tanımış kültürlü bir insan. Evini taşımadan, mevsimlik sayılabilecek şekilde ilçe merkezinde çalışıyor, geçim mücadelesi veriyor. Köyde yine ancak kendisinin yapabileceği tarla, çayır işleri var.
        İşinin başında yakalamış ölüm onu. “uremazir”de tarlayı (beklide çayır) biçerken göçüp gitmiş. Otların üzerine boylu boyunca sonsuz uykuya dalıvermiş. Küçük kızı bulmuş tarlada soğumakta olan cansız bedenini. Kolunda taşıdığı öğlen yemeğiyle uyandırmaya çalışmış nafile. O neşeli, şenşakrak insandan bir daha ses çıkmaz.
        “ o çayirda oldi. Evla yemegına galmayınca aramişlar. Bilgen’ın kuçuk kızi gunay ekmegi goturmiş ki yatiyer. Uyanduramamiş. Galmişlar ki olmiş. Evliydi dort çocuği vardi. çoh genç idi. Sait hep ona benzar. Oni gibi soylagan, neşali oğlan idi, zayif. Nenesi var idi o zaman. Babasi olmişti. Anasi sağ idi, adi aklıma galmiyer. Merkezda furunda çalişiyerdi. Koyda oturiyerdi ama gediıp galurdi. Furunda çaluşurdi, şavşatta. Ama temelli da orda kalmadi.”
        şimdi herkesin kaderi olduğu gibi, Süleyman Beyin çocukları da dışarıda. Bir Bilgen Bibi her yaz köyde. Onun evinin nöbetini hala tutuyor. Odasının baş köşesinde kocasının resmi… iki oğlu Ankara’da. Arif bey ve Sait Bey. Arif bey özel bir işletmede çalışıyor. Sait bey ise BAğ-KUR İl Müdürlüğünde şef. Etlikte oturuyor, iki çocuğu var. Kızları ise biri Bursada (Selma) diğeri İsatnbul’da (Günay) oturuyor. Ve yıllara tek başına direnmiş olan Bilgen bibi yazın yine köyünde, kışın oğlunun yanında kalıyor.
        Süleyman Beyden sonra çok şey değişti elbette. Yanan evlerinin yerinde şimdi yeni bir ev var. Seneler öncesinden kalma siyah-beyaz yakışıklı fotoğrafı hala duvarında duruyor evin.

TURGUT BEY
(Eğitmen beyin oğlu)
“Biz yaşlardakilerin hayal meyal hatırladığı bir cenaze merasimi vardır. önemli biri olduğunu hissettiren bir hal bir matem vardır ortada. Gurbetten gencecik birinin cenazesi gelmiştir. Kucağında çocuğuna sarılarak ağlayan bir kadın. Bu cenaze Turgut beyin cenazesiydi. Babası nasıl köyün okumuş az sayıdaki talihlilerinden biriydi, kendi de aynı izden giderek okumuştu. Eğitmenin doktor oğluydu. Diğerlerine benzemeyen, görkemli mezarına aşina büyüdük merhumun.
Babası “Egitman Emi” de aynı soluk hatıralarla hafızamızda. Hangi şartlarda nasıl okumuştu. Nasıl öğretmen olmuştu. O yıllarda yetişen ilk öğretmenlere eğitmen deniyordu. Sonraları bizleri de öğretmen yapan o geleneğin başı. Köyün ilk okumuşu, ilk maaşlısı, ilk takım elbiselisi, ilk kravatlısı. Biliyoruz, çoklarının ondan bir borç isteme hikayesi vardır. Eli açık mıydı, köye neler kazandırdı bilmiyoruz. Okuttukları, yetiştirdikleri bir kazanç olarak yetmez mi köy için. Okuma kültürünün yerleşmesinin arkasında biraz da onun gibi önü çekenlerin büyük rolü yok mudur? Eşinin ihtiyarlık çağında kendi elleriyle ektiği, büyüttüğü kirazları, elmaları çok topladık. Damağımızda onların tadı kaybolabilir mi?”
Turgut bey kırk yaşlarında ani bir ölümle gözlerini kapamış, evinde ve kendi yatağında. Boylu poslu, yakışıklı bir adam. Her ölenin ardından yapılan söylentiler onun için de yapıldı. Her şey bir bahanesi değil midir ölümün. Acılı eşi bir daha evlenmedi.
“Erzurumda çalişiyerdi. Universiteda. İştan galıp yatmiş. Hanımi birazdan bahmiş ki olmiş. Babayiğit yahuşuhliydi. İyi adamdi.”

ZİKRİ TADA
(Mollagilden. Osman ve Bekir beylerin babası)
Daha önce geçen Sümmani çavuşun candan arkadaşı. O da gencecik çağda vefat etmiş. Askerlik dönüşü, adeta toprak çekmiş gibi, köyüne kavuşur kavuşmaz bir ayrılır bir daha dönmemek üzere. Kim bilebilir çetin askerlik şartlarında peydah olan bir hastalık onu dönüşte düşürmüş yatağa. Kimilerine göre arkadaşı Sümmaniden hemen bir hafta sonra ölmüş. Kimilerine göre arkadaşı biraz geç geldiği için askerden, onu sayıklayarak ölmüş. Bilinen şey ise yakın zaman içinde ikisi de ardı ardına göçmüştür. Arkada yetim çocuklar bırakarak.

EMİN çAVUş
(Rufet Eminin kardeşi)
İsmin duymadığımız kabrini görmediğimiz gencecik bir insan. Kabrini görmedik çünkü, askerlik görevini yaptığı yerde, yabancı diyarda, yabancı ellerle toprağa verilmiş. Vefat ettiği asker ocağında onu defnetmiş, sadece haberini getirmişler. Henüz evlenmemiş, yirmi yaşlarında.
“askerda oldi, galmadan. Allaalem askerdaykan kuyladilar. Hastalanmiş, canazasıni gaturmadilar. Daha evlanmamişti.”

ABDULHELİM BEY
(Merhume Gülzade Bibinin kocası)
“çocukluktan hafızaya, bilinçaltına yerleşmiş nice manzaralar vardır. Köyün girişinde, her gün önünden geçtiğimiz bir ev. Benimse balkonunda oturduğum, akrabalık dolayısıyla odalarını bildiğin bir ev. Hoca dedenin sesiyle hayaliyle bütünleşmiş bir ev. Elini öptüğüm, yanıbaşında kitaplarıyla hatırladığım ağzı dualı bir pir-i fani. Boynu eğri ama vakur. Hakim ve buyurgan sesi, konuşması muhatabı edebe çağırıyor. Halinden değil ama çevreye karşı şekva içinde.         Sesi, müşfik tavrı, mütevekkil hali, dilinden düşmeyen Allah lafzı. Nice duası vardır minicik ellerimi tutarak, başını sallayarak. Bu ihtiyar, Abdulhelim beyin babası, ev de gurbete çıkıp bir daha dönmediği evidir. “
Gittiği gurbette (Artvinde) ardında üç yetim bırakarak genç yaşta vefat etmiş.
        “Artvinda çalişiyerdi. Hastalanmiş, kimsa yoh yanında. Yatahtan betona duşmiş. Olusi galdi. O da pek gençti. Ufak kızi uç dort gunluh idi. şimdi koca kadın oldi. Evlanacah çocuhlari var. Artvinda na iştaydi bilmam. Gulzade’yi “Surevan”dan dede oldi diya gaturdilar. Galdi, yuzuna bahti ki Abdulhelim. Ondan sonra evlanmadi. İki kızi bir oğli varidi. Naya evlansın. Gendi da yazın oldi. Abdulhelimın yanına kuyladilar. Sonunda kavuşti.”
İkisine Allah rahmet etsin. Merhametiyle muamele eylesin inşallah.

ZİHNİ TADA
(Hatogilden)
O yokluk yıllarında genç yaşta ebediyete göçenlerden biri belki de en acıklısı Zihni tadadır. Tek öküzün taşıdığı bir çatan içinde son bulan bir hayat. Aniden hastalanınca hastaneye ulaştırmak üzere bir çatan içinde yola çıkarılır. Ne var ki yolda vefat eder ve geriye getirilir. Hakkında bildiklerimiz bundan ibaret.
“Hanasli nenenın oğli. Tez oldi. Kız kardeşi var. Efrettin eminın gelıni Müfide’nın kardeşiydi. Evliydi, “Sıhızır’dan”. O hastaluhtan oldi. Merkeza goturiyerlar çataninan. Araba o zaman nerda var idi. Nislata’da olmişti, geri gaturdilar. Aşuğ idi.”


TANER UZUN (1962 - 26 Aralık 1980)
(Hocagilden Merhum şahbender uzun’un oğlu)
“Henüz ilkokula yeni başladığımız yıllardı. Hep öğle gördüğümüz için yadırgamadığımız bir hal vardı köyde. Küçük köy, ,iç içe iyice kaynaşmış köy ikili bir yapıya dönüşmüştü. Kiminin sağ eli, kiminin sol eli havadaydı. Akrabaların arası bozuktu, kardeşlerin bile. Bizse çocukça oyunlar peşindeydik. Bir sabah okulda sınıftayken, olanların biraz farkına varabildik. Silah sesleri oldukça gerçekti. Yerlerimizde kısaldık. çok uzun süre susmadı silah sesleri. Sesler kesilince rahat bir nefes almıştık . o anda çok yakında, iki genç bedenin nefessiz düştükleri karları kırmızıya boyadığını bilmiyorduk.
O gün orada öldürülen iki delikanlıdan biri Taner uzun’du. Diğeri ise yakın arkadaşı. O dönem köyün bekçisi Mehmet emi teşhis eder onu. Babasını çağırırlar. şahbender emi yığılır kalır görünce. Ve taşırlar cansız bedenini, gece arkadaşlarını ağırladığı evine. Oysa kimseye hissettirmemiştir annesi biricik yavrusunun evde olduğunu. Geride acılı bir aile bırakır.
Hala onu onca tanıyan varken anlatmak oldukça zor. Yaşasaydı daha 45’inde olacaktı. O genç beden de evlerine yakın tarlada, köyün ortasında, caminin bahçesine bitişik kabrinde yatıyor. Annesi Remziye Abo’nun senelerce özenle baktığı, okşadığı kabrinde. O, kaos yıllarının olgunlaşmadan döktüğü başaklardan biri.
Seneler sonra köyde bulunduğum bir yaz mevsiminde, babası şahbender Eminin tabutu geldi. Seneler sonra oğluna kavuşuyor, onun kabrinin hemen bitişiğine defnediliyordu. Onun naşını getiren boş tabutu caminin avlusuna taşırken yukarıda anlattığım duygular, hatıralar sökün etmişti ruhuma. O yerinde duramayan, cevval, çalışkan insan nihayet rahat eriyordu. Ellerinde büyüdüğümüz, dünyayı yanlarında tanıdığımız tüm eskiler birer birer çekiliyordu. Köy boşalıyordu, geçmişte bir çok kez boşalıp dolduğu gibi. Ve daha cemaat dağılmadan babamın söylediği bir cümle hafızamda kalıyordu : ‘Bizım Hocagildan bir Emin emi kaldi bendan beyuk.’ Kim kaldı ki…”
Gülefer neneden.
“tutalım çevuralım, rahat doşega koyalım dedilar. Ensesından tuttum, kaldurmah içın. Elım içina girdi, meger delug imiş. Arnında az yer vardi, mermi girmiş o kadar. Tam arnından girmişdi. Sonra elımi gizladım ama şahbender gorunca o da çıhti bayıldi. Artvinde ohiyerdi. Orda arhadaşi ila beraber oldi. Mermi yağiyerdi. Suya bila çıhamaduh dişariya. Hilmi eminın oğli kaçmiş Fariz Tadagilın merega girmişdi. Yahadan aşaği enmiş orda sahlanmiş.”

TAHİR çAVUş
(Sofigilden Merhum Kemal çavuşun babası)
Henüz bir buçuk yıllık evliyken vefat etmiş. Hangi hastalığa yakalandığını bilmesek de, yakalandığı hastalık onun eceli olmuş. Geride bir çocuk bırakmış. O da hepimizin tanıdığı Kemal çavuş. Kendisini de ne yazık ki yakın bir zamanda kaybettik.
        “bir buçuh senenın evlısiykan olmiş. Hastalanmiş. Sofigilin eniştasi idi. şehriban nenenın emısının kızıni almiş. Erkandan olmiş o da.”

SELçUK UZUN
(Hocagilden. Sabri Uzun’un oğlu)
şalcı’nın çok erken kaybettiği ciğerparelerinden biri Merhum Selçuk Uzun’dur. ölüm onu gencecik çağında gurbette yakaladı. Henüz yirmi dört yaşındaydı. üniversiteyi yeni bitirmişti. İstanbul’da okumuş, Marmara sınıf öğretmenliğini bitirmişti. Yine İstanbul’da bir özel eğitim kurumunda işe başlamıştı. İş hayatının ilk yılında yuva kurma hazırlıkları yapıyordu. Her şey tamamdı. Nihayet kız evine gidilmiş, nişan yüzükleri takılmıştı. Hayatının bu en anlamlı gününde ailesiyle beraber Bursa’ya, evine dönüyordu. Kendisinin kullandığı, içinde annesi, kızkardeşi, ve yeğenlerinin bulunduğu araba bir kamyonla çarpışarak uçuruma yuvarlandı. Bu yolculuk arabadaki beş kişinin son yolculuğu idi.
        ömrü vefa etseydi, gurbetlerde geçen okuma zahmetlerinin meyvesini yiyecekti. Selçuk da köydeki onlarcası gibi, geleceğini kazanma adına liseyi, üniversiteyi gurbette okumuş, ailesinden hep uzakta yaşamıştı.
        “bir çok seveni gibi acı haberi İstanbul’da almış, onu son yolculuğuna, dar-ı bekaya uğurlamak için Bursa’ya koşmuştuk. Kabristanda sahiplerini bekleyen tam beş mezar kazılmıştı. Babası hangisine üzüleceğini bilemez haldeydi. Hayatta en zor şeyin, yakınının mezarına toprak dökmek olduğunu o gün öğrenecektik. “
        üniversite son sınıfta okurken, İstanbul Anadolu yakasında Kadıköy’deki öğrenci evinde ziyaret etmiştim. Beni alıp evine götürdüğünde, salonda masanın etrafında öğrencileriyle karşılaşmıştım. Ben de bunları geleceğe hazırlıyorum demişti. Mutfakta beraber yemek hazırlamış, hatıralarımızı son kez beraber anmıştık. Dünya gözüyle son görüşmemizdi bu”
Allah toprağını da Rahmetini de bol eylesin. Kabrini cennet bahçesi etsin inşaalah.

Gürkan BALCI ( 1974 – …… )
1974 yılının Eylül ayında, baligilde Emro Dadanın, Güli Bibinin dördüncü ve son çocukları olarak dünyaya geldi.

Hareketli ve neşeli bir yapıya sahip olduğundan, çevresindeki herkesin kısa zamanda sevgisini kazanır, onların her türlü ihtiyaçlarına yardımcı olmaya çalışırdı. Zaten almış olduğu kültür, sahip olduğu hayat görüşü de bunu uygun görürdü ve bunun farkındaydı.

üniversiteye kadar olan eğitimini, anne ve babasının yanı sıra ağabeyleri Erkan ve Erhan BALCI , ablası Sevgi YAZAR’ın desteği ile tamamlayarak 1992 yılında Trakya üniversitesi Dericilik bölümüne kaydını yaptırdı. Onu sevenlerin o dönemde sevindikleri bu durum gelecekte içlerini yakan bir gerçeğe zemin hazırlayacaktı.

üniversitede bulunduğu yıllarda arkadaş çevresinde de çok sevildi. Daha sonrasında okul arkadaşları , yapılan görüşmelerde Gürkan BALCI’yı, bütün insana yakışır özellikleri dışında şakacı bir yapıya sahip kişiliği ile hatırladıklarını belirtmişlerdi.

“ Kaldıkları öğrenci evinde, zaman zaman düzenledikleri saz eşliğinde ki eğlencelerde arkadaşları, onu dinlerler, geç uyurlarmış. Gürkan BALCI sabahleyin okula gitmek için herkesten önce kalkar ve kapının önünde ki en yeni ayağına en uygun ayakkabıyı giyer ve evden çıkarmış.”

Arkadaşları ile çeşitli etkinlikler ve geziler düzenlerdi. Düzenledikleri bir gezide 1994 yılının 21 Mayısına, Kurban Bayramının ilk gününe denk geliyordu. İstanbul da oturan ağabeyi Erhan BALCI’nın evinden düzenlenen geziye katılmak üzere yola çıktı. Tekirdağ yakınlarında tatlı suya sahip olan bir gölün kenarında piknik yapmaya karar vermişlerdi.

Gölün üzerinde ki kayık ile dolaşıyorlar, kayığın üzerinden suya atlıyorlardı. En son atlayışının sonucu belki de şakacılığından dolayı en kötüsü ile sonuçlandı. O, bacaklarını balçıktan kurtarmaya çalışırken kayık içindekiler belki de onun şaka yaptığını düşünmüşlerdi. Belki de her şey bir anda oldu. Sevdiklerine kalan o andan beş dakka önce çekilen su altında ki fotoğrafı oldu.

O benim en iyi dostumdu diyen Serkan BALCI amcasını yıllar sonra böyle hatırlayacaktı.

“Ne elim varıyor yazmaya, ne cümleler yeter konuşmaya. Mayıs baharı muştularken kuşlara, börtü böcek dans ederken, bir hüzün bir boşluk kaplıyor her yanı. Sonra her çift cam gibi parlayan gözler kaplar her yanımı. Ben her 21 Mayısta karalar giyer o gülen gözlü çocuğu beklerim. “ diyecekti arkadaşı, bir başka seveni.

“ Bir mayıs daha geçiyor üstümüzden / Ağır, hantal / Onca güzelliğine rağmen / çirkin, sevimsiz / 21’i ve diğerleri / Sevmiyorum seni / Seni ve gereksiz gidenleri.” Diye şiirlerinde hatırlayacaktı kardeşini Erkan BALCI.

Evet amca, seninle geçen o güzel yılları asla unutmayacağız. Bizlere küçük bir salonda oynattığın o tavuk barında, kazağını çıkartıp, “ kızlar siz çıkarmasanız da olur” diyişinle hatıralarımızdasın. Seninle bu günler daha güzel olurdu. Keşke……………
Bilgileri gönderen sayın Hülya Balcı Güleryüze şükranlarımızı sunuyoruz..

Emekli öğretmen Bekir çELİK

(Doğum Tarihi : 27.04.1946 – ölüm Tarihi : 11.12.1999)

27.04.1946 tarihinde Artvin İli şavşat İlçesi şalcı Köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyünde, Ortaokulu şavşat İlçesinde bitirmiştir. Artvin öğretmen Lisesinden mezun olduktan sonra, Erzurum’un Tortum İlçesine bağlı Meydanlar köyünde çok sevdiği öğretmenlik mesleğine başlamıştır. Daha sonra yine sırayla Samsun İline bağlı Kavak İlçesinde, Trabzon İline bağlı Sürmene İlçesinin Yukarı Aksu Köyünde, Artvin İlimize bağlı Hopa İlçesinin Köprücü, şavşat İlçesinin şenocak (çakolta) Köylerinde görev yaptıktan sonra, son olarak doğup büyüdüğü köy olan şalcı Köyünde de 12 yıl hizmet vermiş, bu sure içerisinde Anadolu üniversitesi Açıköğretim Fakültesi önlisans Bölümünü de başarıyla bitirdikten sonra çok sevdiği öğretmenlik mesleğinden emekliye ayrılmıştır. ömrünün 30 yılını aşkın bir süresini eğitim camiasına hizmet ederek geçiren değerli büyüğümüz Emekli öğretmen Bekir çELİK,ömrü vefa etmediği için genç sayılabilecek bir yaşta 11.12.1999 tarihinde aramızdan ayrılmıştır.                                             05.12.2007 Mustafa çELİK

EMİNE SüTçü
Annemizi 13.08.1999 Yılında Hopa da elim bir trafik kazasında kaybettik. Ve o tarihten itibaren de hayatımız (en azından benim için) ondan sonra ve ondan önce olarak ikiye ayrıldı. O tarihten önceki hayatımız o yanımızda olduğu için, o tarihten sonraki hayatımız ise anılarımızda hep o olacağı için çok güzel olacak. Mekanın cennet olsun ANNECİM.                                             02.04.2008 Ahmet SüTçü

AZMİ ( NEZİM ) TOPAL
İstanbuldan köye tatil için geldiği sırada köyün suyundan kana kana içmek için ğeletin suyuna gider, daha eve gelmeden ailesiyle kucaklaşmadan suyun yanında hayatını kaybetmiştir. 70 li yılların ortalarında köyün hazinli olaylarından biridir. İlçeden savcı gelir olayı inceler oyle defnedilir. Kızı gülten hanım o zamanlarda henüz küçücük bir çoçuk olduğu bilinmektedir.

SüLEYMAN VE LEVİZE DURSUN çİFTİ
Trafik kazasında ikisi beraber hayatını kaybetti. Köyün çok sevilen ailelerinden olmaları ailesiyle beraber tüm köyü yasa boğmuştur.

SELİM DURSUN
Kirman DURSUN un oğlu. Lise çağlarındayken köye geleceği sırada Rizede trafik kazasında hayatını kaybetti.

öZNUR YILMAZ
Askerden geldikten bir müddet sonra hastalanarak hayata veda etti.

ERDAL ALTUN
Genç yaşta geçtiğimiz yıl kalbine yenik düştü değerli büyüğümüz Osman ALTUN un oğlu.

ERSİN BALCI
Yukarki mahallemizden gencecik solan fidanlardan Hopa da denizde boğularak hayata veda etti.

ORHAN çELİK
Yukarki mahallemizden Rize de denizde boğularak hayata veda etti. Mikail UZUN un destanı hala yürek burkarak okunmakta. şairler bölümümüzden okuyabilirsiniz.

MEHMET GüNDüZ
Yıldırım çarpması sonucu hayata 30lu yaşlarda erkenden veda edenlerden.

ŞAKİR SüTÇÜ (VALİBEK) 
Köyümüzde erken kaybettiğimiz bir değer, rahmetle anıyor yakınlarına saygılar sunuyoruz.


YAşAR KALIN - FİKRET BALCI - ERDAL DEDE - YüCEL İNCE 1986
Yukarı mahalleden erken kaybettiğimiz ve sadece isimleri aklımıza gelenler. Bilgilerielimize ulaştığında yayınlanacaktır.
HAFIZ KOCA
Muftigil mahallemizden genç okumuş kültürlü bir insan olarak bilinirdi. Arabasını satmak için ilan verdiğinde gelen telefonla beraber canına da kast ettiklerini bilemezdi ki. Bu üzücü olay günler sonrasında açığa çıktı."Babadan Anadan yetim oğlan sonunda kendi de yetim oldu" dediler.

HüLYA çELİK
Yukarki mahalleden Alirıza çelikin kızı ani bir rahatsızlık sonucu 20 li yaşlarda aramızdan ayrılmıştır. Kendisini rahmetle anıyoruz

DURMUş KURU
Uket mahallemizden çobanlıkta kayadan düşerek vefat etmiştir.

İBRAHİM KURU
Rize de denizde boğularak hayata veda etmiştir.

NURİYE BALCI
Yukarki mahallede ziyettin Balcının kızı erkek kardeşi ile beraber evin yangını sırasında yanarak öldüler. 12 kardeşten 2 si yanarak daha sonra biri de öküz arabasının altında kalarak hayata veda ettiler. Kalan 9 kardeşten 7 si hastalıktan dolayı vefat ettikleri biliniyor. Oniki kardeşten ikisi hayatta. Kendilerine sağlıklı uzun bir ömür diliyor, kaybettiklerimize rahmet diliyoruz.

YUSUF çELİK
1998 yılı Aralık ayının 6 ncı gününde geride 3 tane gözü yaşlı çocuk ve eşini bırakarak hayata veda etmiştir. 1954 doğumlu Rize çay fabrikası emeklisidir. Bilgiler için kızı Emel hanıma taşekkür ediyoruz.

Hanefi Uzun, İlhan Kalın, Etem Kuruya teşekkür ediyoruz.


Hepsine ve ahirete intikal etmiş tüm ailelerine Allah'tan rehmet diliyoruz. Sizde anılarını yaşatmak istediğiniz erken yaşta kaybettiğimiz ve elimizde bilgileri bulunmayan büyüklerimizi yazarak bize gönderebilirsiniz.

Üyelik Menüsü
Üye adı :    
Şifre :    
  
  Üye olun    
  Şifremi Unuttum   
Koşki
Cuvarep.Com Online Msn Destek Cuvarep.Com Online Msn DestekOnline Msn Destek
Chat Yapın
Resimlerimiz
E-Kart Gönderin
Müzik Dinleyin
Türkü Sözlerimiz
Videolarımız
Oyun Oynayın
Cuvarep Forum
Harman Yeri
Mazide Kalan İşler
Ambarla İlgili Herşey
Biçimle İlgili Herşey
Köyümüzden Fısıltılar
DUYURULARIMIZ
ÇALIŞMAYAN BÜTÜN LİNKLER VE SAYFALARIMIZ YENİLENMİŞTİR, SAYFAMIZ YENİLENE KADAR EN GÜZELİYLE İDARE ETMEYE ÇALIŞIYORUZ BİLGİLERİNİZE...

Değerli Ziyaretçilerimiz Resimler Sayfamız Tamamıyla Yenilenmiş Olup Eski - Yeni Tüm Resimlere Bu Yeni Sayfamızdan Ulaşabilir, Sayfaya Resim Gönderebilirsiniz.

Resimlerimizde İsimlerini Yazamadığımız Kişilerin İsimlerini Bize Bildirerek Düzeltilmesini Sağlamanızı         Rica Ediyoruz.

Müzikler bölümümüzden cuvarep.com farkıyla yöresel tüm müziklerimizi sorunsuzca ve keyifle dinleyebilirsiniz.

Cuvarep.Com Web Ekibi olarak Hepinize Sabrınız, Anlayışınız ve Katkılarınız için Teşekkür Ederiz, Saygılarımızla..

Site İstatistiklerimiz
Bugün  Toplam 
 Tekil 13  34872 
 Çoğul 13  46068 
 Online
 IP 38.107.191.81 
23-03-2009 günü saat; 17:00'de Online üye sayımız: 11 aynı gün toplam giriş; tekil: 75 çoğul: 98
Yararlı Linkler ve Dostlarımız
Linkler


 
Anasayfa   İletişim